Kategoriler
Sosyoloji

Siyasal Kültürün Boyutları

Siyasal kültür bir toplumda var olan inançlar sistemini içerir. Bu inançlar siyasal ortamın ne durumda olduğu ya da olması lâzım geldiğini saptayan inançlardır. Siyasal kültür, siyasal olaylar ve bu olaylar karşısında etkilenen kişilerin davranışları arasında bir köprüdür.

Bu davranışlar da insanların olayları nasıl yorumladıklarına dayanmaktadır, örneğin yeni bir Anayasa kişilerin siyasal kültürü çerçevesinde anlam kazanır. Çünkü siyasal kültür incelemesi toplum içerisinde kimin kimi etkilediğini de inceleyen bir unsurdur.

Siyasal Kanaatler

Siyasal kanaatler siyasal kültürün bir parçasıdır. Siyasal hatıralar, olaylar ve çevrenin etkisiyle meydana gelen bu siyasal kanaatler

  • a) tanıyıcı,
  • b) değerlendirici,
  • c) ifade edici diye üç kısma ayrılırlar.

Kişi bu kanaatlerini dış dünya ile yaptığı temaslar sonucu elde eder. Burada kişinin üzerinde etki yapan unsurlar şunlardır :

  • 1) Üretim biçimi
  • 2) Kitle haberleşme
  • 3) Çevre genişliği ya da darlığı
  • 4) Meslek, gelir, statü
  • 5) Yaş, eğitim v.b. gibi kişisel niteliklerin kişinin kanaatleri üzerindeki etkisi
  • 6) Stereotipler

Siyasal olmayan olaylar ve ortamlar da siyasal kanaatleri hazırlamakta büyük etken olurlar. Yukarıda belirttiğimiz gibi okul, aile, iş yeri, çevre gibi unsurlar dolaylı olarak siyasal kanaatleri yaratabilirler. Ayrıca bir diğer siyasal kanaat yaratıcı unsur da siyasal mekanizmayla ilişki sonucu belirir. Siyasal ilişkiler, başkalarının siyasal tecrübelerinin izlenmesi, idarecilerle temas etmek; bunlar da siyasal kanaatleri etkileyebilecek unsurlardır. Aynı zamanda bu unsurlar kişinin siyasal hatırasını da şekillendirirler. Siyasal kültürün, siyasal kanaatlerden başka üç ana boyutu daha vardır. Bunlardan biri toplumun genel kültür sistemidir. Siyasal kanaatler de köklerini çoğu zaman toplumun bu genel kültüründen almaktadırlar.

Genel Kültür-Genel Kanaatler

Tabiat ve dünya görüşü, zaman mefhumu, ahlâk anlayışı gibi unsurlar toplumun genel kültürüdürler. Eğer o toplumun üyeleri, örneğin, fatalist iseler devletle ilişkileri olumsuz ve kaderci olacaktır.

Devlet işlerini, zelzele fırtına gibi şeyler olarak ele alacaklardır. Üretimi tarımsal olan kırsal toplumlarda bu genellikle böyledir.

Fakat eğer tabiata hakimiyet, siyasal ve toplumsal süreci etkileme yeteneği, genel kültür içinde yer alan birer unsur ise bu toplumda idare kuşkusuz aktif ve sürükleyici bir rol oynayacaktır. Kişi kendi toplumsal yetersizliğine inanmışsa, siyasal yaşantıdan da uzak kalacaktır. Kendine güvenen kişi, ortak çıkarlarını beraberce savunacakları kişilere de güvenecek, işbirliği yapabilecektir. Bir çok az gelişmiş ülke yazarının gıpta ettiği, batılı, sorumlu, başarı azmi olan bireyci insan tipinin aslında sanayi devrimini gerçekleştirebilmiş toplumların insanları olduğuna şaşmamalıyız.

Gerçekte siyasal kanaatler ve genel kanaatler ile siyasal davranış arasındaki ilişkiler değişik olabilirse de birbirlerinden bağımsız olmadığı gerçeği de apaçıktır. Aslında ilerde de göreceğimiz gibi siyasal kanaatler, genel kanaatler, siyasal stil ve siyasal hatıra hep birbirlerini etkileyip tamamlayarak siyasal kültürü meydana getirirler.

Siyasal Stil

Siyasal stil, siyasal kültürün üçüncü boyutunu meydana getirir.’ Siyasal stili iki ana türe ayırmak mümkündür.

  • a) İdeolojik
  • b) Pragmatik

Radikal ve ideolojik partiler bir takım siyasal değerleri bir dünya görüşü olarak bütün bir hayat sahasına kapsatırlar. Bu stil ideolojiktir. Pragmatik görüş ise sorunları teker teker kendi değerleri ölçüsünde ele alır ve bunları bütün şemanın bir parçası olarak görmez.

Bir inanç sistemi ne kadar kapalı ise o kadar ideolojik olur ve böyle bir sistemde yenileşme zor meydana gelir. Pragmatik sistemler daha kolay değişebilir ya da toplumsal taleplere açık tuttukları çeşitli kanallarla tutumlarını daha kolay değiştirebilirler.

İdeolojikle pragmatik arasındaki bir başka ayrılık da kanaat sistemleri arasındaki şu ayrılmadır: İdeolojik sistemde, kurumlar ve normlar sırf kendi açılarından önemlidirler. Sloganlar da öyledir. Örneğin : “Ne Mutlu Türküm Diyene”. Pragmatik sistemlerde ise normlar ve kurumlar yararlı oldukları ölçüde önemlidirler. Örneğin : “Her ülkeye açık bir pasaport”. Anglo-Saxonlar siyasi istikrarı bu pragmatik düzende bulmaktadırlar. Böyle bir sistemde bir muhalifi yalnızca tek bir nokta üzerinde karşılayıp tartışabilir ve görüşlerini kabul etmiyebilirsiniz. Fakat ideolojik bir sistemde bir muhalif bütünüyle muhaliftir ve görüşleri bütün noktalardan reddedilir. Böyle bir ortamın daha fazla sürtüşme ve tansiyon yaratacağı olağandır.

Siyasal stilin niteliği hakkında başka bir araştırma da şu çerçeve içinde ve şu soru sorularak yapılabilir: Kişi yaşantısının ne kadarını siyaset saptar ve idare eder?

İngiltere’de siyasî partilerarası kişisel ilişkiler olağandır. Yani kişi ilişkilerini siyasal bağlılık saptamaz. Bu istikrara ve yeniliğe kolay geçişi sağlar. Fazla sert sürtüşmeler olmaz. Fakat partizanlığın kişi ilişkilerini saptadığı toplumlarda sürtüşmeler ve yenileşme hareketleri sert olabilir.

Siyasal Hatıralar ve Siyasal Tarih

Siyasal kültürün dördüncü boyutu ise siyasal hatıralardır. Siyasal hatıraları geniş ölçüde siyasi tarih ve o tarih içinde yer almış olan toplumsal krizler etkilemektedir.

Örneğin ulusal özgürlük uğraşıları ulusal bir bütünlük, bir savaş bazen büyük bir birlik yaratabilir. Öbür taraftan fethedilerek birleştirilmiş ülkelerde bölünme ve iç çatışma siyasal kültürün bir parçası halindedir. İtalya’da insanların birbirlerine olan güvensizliği, olayların daima bölücü olmuş olmasındadır. Örneğin Rönesans, bir kuzey İtalya orta sınıf hareketi idi ki kültürel bir birlik sağlıyacağına ayırıcı olmuştur. Faşizm de direnme yaratarak bölücü olmuş, İtalya’da birlik kuracağı yerde “ayrılık adaları” meydana getirmiştir.

Üretim biçimlerinin değişimi sonucu beliren ve siyasal mekanizmaya katılmak istiyen yeni sınıflar bütün toplumlarda görülebilir. Bütün mesele iktidar sahiplerinin davranışlarmdadır. Yeni sınıflara böyle bir olanak verilirse krizin doğmayacağı olasılığı kuvvetlidir. Aksi olursa katılma istiyen gruplarda çatışma zorunluğu belirecek, aynı zamanda bir “meşruiyet krizi” yaratılacaktır. Bundan böyle de o toplumda iktidar mücadelesi kanlı bir olay olarak benimsenecektir. Dışarda bırakılan grupların tutumu ideolojik ve sert olur. Halbuki sağlanacak bir katılma hakkıyla bu yeni gruplarda sorumluluk duygusu sağlanabilir ve sert sürtüşmelerin önüne geçilebilinir.

Ayrıca devlet out-put’u da siyasi hatıra olarak siyasal kültürü etkiliyebilir. (Devlet out-put’unu idari tasarruf, devletçe üretilen karar ve eylemler olarak niteleyebiliriz.) Devlet out-put’u iki türlüdür.

  • a) Sızma (penetration)
  • b) Dağıtma (Distribution)

Halka inme, vergi toplama, kanun uygulama sızma olarak tanımlanabilir. Bu sızma eksikse ya da zorbaca gerçekleştiriliyorsa o zaman halkta da bir yabancılaşma ve bıkkınlık belirir.

Refah devleti kanalıyla, progresif vergiler usulüyle dağıtım, tam ve adil değilse, ya da siyasal sistem böyle bir dağıtımı öngörmüyorsa halk idarecilere ve elite karşı bir güvensizlik duyacaktır. Bu şekilde beliren siyasal hatıralar da siyasal kanaatler üzerinde etkide bulunarak siyasal kültürün önemli bir boyutunu meydana getirirler.

Sidney Verba siyasal kültür sorununu daha etraflı bir şekilde incelemek için Political Culture and Political Development adlı kitabında başka bir yaklaşım önerisinde bulunmaktadır. Buna göre bir toplumun siyasal kültürünü tanımlıyabilmek için birtakım kültür ölçüleri vererek üzerinde çalıştığımız sistemin bunlardan hangilerine uyduğunu saptayabiliriz. Verba’nın önerdiği bu ölçü de dörde ayrılmaktadır.

  1. Milli Özdeşleşme
  2. Vatandaş Özdeşlemesi
  3. iktidar Uygulaması
  4. Karar Alma Süreci

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir