Kategoriler
Edebiyat

Dil ve Zaman

(…)

Dil, olmuş bitmiş, sona ermiş, son şeklini almış, belli bir kalıba dökülmüş ve donmuş bir varlık değildir. O, kuralları içinde, başlangıçtan beri, kesintisiz bir şekilde devam etmiş, bu devamlılık içinde, kendini yenileyerek bazı değişikliklere uğramıştır.

Dilde durmak bilmeyen bir hareketlilik vardır. Bu hareketlilik sayesinde dil, toplum ihtiyaçlarına göre kendini daima yenilemiş ve değiştirmiştir. Bunu da kendi kurallarına uygun yapmıştır. Dışardan gelen zorlamaları hiç kabul etmemiş, bünyesine zorla sokulan unsurları da bu hareketlilik sayesinde kolaylıkla atabilme, değiştirme kabiliyetini her zaman göstermiş veya onları yapısına uydurmuştur. Dil, toplum hayatı ile birlikte yürür. Toplumdaki değişmeler dile de yansır. Bunun için dilin kelime varlığı son şeklini almış, tamamlanmış, altına çizgi çekilmiş bir sayı değildir. Dil, yeni nesne ve kavramlara kendi imkânları ile yeni karşılıklar bulur. Dil, durmadan yeni kelimeler üretir. Ancak Sümerce, Hititçe, Toharca gibi ölü dillerin söz varlığı değişmez, yazılı metinlerde ne varsa hepsi o kadardır.

Dil, anlatıma alacağı varlık, duygu ve düşünceleri ifade edecek kelimeleri kendi imkânları ile bulamayınca başka dillerden kelime alır. Ancak bunları kendi mantık ve ses yapısına göre değiştirir, millîleştirir.

Dil, bizim onu öğrenebilme hızımızdan daha hızlı değişmez. Değişecek olsa ne konuşabilir, ne yazabilir ne de toplumla geniş ölçüde rahatlıkla anlaşabiliriz. Dilin hızlı ve zorla değiştirilmesi toplumda sarsıntılar, kopukluklar meydana getirir.

(…)

Siyasi ve toplumsal değişim, teknoloji, çeviri, yazarların dil tercihleri gibi hususlar yazı ve konuşma dilini etkiler.

Kemal YAVUZ, Türk Dili ve Kompozisyon Dersleri

Metin ve Türle İlgili Açıklamalar:

Okuduğunuz metin, dilin tarihî süreç içerisindeki değişimini etkileyen sebepler konusunda bilgi veren öğretici bir metindir. Bu metinde dilin özellikleri ve dilin toplumsal değişimlerle beraber değişip gelişebileceği anlatılmıştır. Ayrıca toplumu ve dili değiştirip geliştiren etkenlerin neler olduğu üzerinde kısaca durulmuştur.

Okuduğunuz metin, öğretici bir nitelik taşıdığı için metinde söz oyunlarına, mecazlı anlatımlara, imgelere çok yer verilmemiş; kelimeler gerçek anlamlarıyla kullanılmıştır.

Bir toplumu millet yapan bağların en güçlüsü dildir. Dil; bireyleri milletine, yurduna, geçmişine sıkı sıkıya bağlar. Kuşaktan kuşağa aktarılarak gelen dil, bireyi geçmişle gelecek arasındaki zincirin halkası durumuna getirir. Toplumdaki siyasi, sosyal, kültürel değişimler ve teknolojinin getirdiği yenilikler de toplumla sıkı bir ilişki içinde olan konuşma ve yazı diline yansır.

Kaynak: Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı – Yazarlar: Dr. Döndü KARACA / Gurbet FİLAZİ / Murat BAYCANLAR / Nurcan BOZBIYIK / Sabiha ÇUHADAR

Kategoriler
Edebiyat

Edebiyat ile Psikoloji Arasındaki İlişki

Edebiyat ve psikolojinin bir bilim dalı olarak birbirine yakınlık ve uzaklığıyla ilişkilerinin ele alınması tarihi çok uzaklara dayanmaz. Edebi eserde yer alan insan psikolojisinin tarihini belirleme imkanı zaten yoktur.

Bir bilim olarak psikoloji ortaya çıkmadan önce de sanatçı duyarlılığı ve sezgisi edebi eser öznesi olarak psikolojiyi üstü örtük yahut büsbütün belirgin olarak kullanıyordu. Ancak bunun bir bilim olarak ortaya çıkıp ele alınması ve edebi eserdeki psikolojik unsurların saptanması Freud’la başlar.

(…)

Edebiyat ile Psikoloji Arasındaki İlişki

Edebiyat ve psikolojinin en belirgin ve genelleştirilebilir ortak özelliği kendilerine insanın bütününü hedef ve malzeme olarak seçmiş olmalarıdır. Gerçekten de beşeri ve sosyal bilimler içinde edebiyat ve psikoloji dışında insanı bütünüyle kavramaya ve onun doğasını tanımaya çalışarak yakinen bilmeye dönük bir çabaları yoktur. Her biri insanın bir başka yönünü ele alma uğraşındadır. Oysa edebiyat ve psikoloji insanı bir bütünlük içinde kavrayarak onun doğasına yaklaşma gayretindedirler.

Teknik unsurlardan yalıtıldığında ve genel olarak bakıldığında her ikisinin de insan ruhunu kavramaya, onun düşünce, davranış ve duygularına yön veren bilinçaltı süreçlerine daha yakından bakmaya ve onu çevresinden koparmadan bir “bütün” olarak görmeye çabalayan çalışma sahaları olduğu görülür. Bu duruş ve bakış yakınlığı her iki çalışma disiplinini çoğu bakımdan ortak davranmaya ve birbirinden yararlanmaya götürmektedir.

Edebiyat ve psikoloji biliminin asıl malzemesi insanın bütünüdür. Dolayısıyla hem edebiyat hem de psikoloji; insanı iç ve dış hatları, fiziksel ve ruhsal tarafıyla tanımaya çalışır.

Psikolojinin edebiyata vereceği en büyük desteklerden biri, yine onun ruhuna uygun olan insanın iç evreniyle ilgili tespitleri olacaktır. Özellikle roman ve hikâye tahlillerinde başvurulan şahıs kadrosu tasniflerinde psikolojiden oldukça detaylı bilgiler alınabilir. Günümüzde, insan ruhuyla bedeni arasındaki ilişkilerin tahlili geçmişe göre daha kolaydır.

Bedenin, içinde bulunduğu ruh durumuna göre biçimlendiği, kas sistemlerinin, kan basıncının ruh durumunu yansıttığı artık bilinmektedir. Ruhun, beden üzerindeki etkisine ilişkin pek çok şey zaten öteden beri bilinmekteydi. Ne var ki bu bilgiler ancak şimdi yerli yerine oturtulabilmiştir. Ruhun beden üzerindeki etkisini belli eden ve herkeste düzenli gözlemlenip günlük yaşamda en sık karşılaşılan bir örnek olarak içteki duygu ve heyecanların dışavurumunu gösterebiliriz. Bir insanın hemen bütün ruh durumları, yüz kaslarının gerilim ve gevşemelerinde, bakışlarında, cildinin kanlanmasında, sesinde, kol ve bacaklarının, en başta ellerinin duruşunda açığa vurur kendini.

Ruh durumlarına eşlik eden bu belirtiler, söz konusu kimselere çok vakit hiçbir yarar sağlamadığı gibi, içlerinden geçenleri başkalarından gizlemek istiyorlarsa, bu isteklerine aykırı düşer. Gelgelelim, başkaları için güvenilir ipuçlarıdır hepsi; ilgili ipuçlarına dayanarak bir kimsenin ruhunda neler olup bittiğini anlayabilir, o kimsenin ağzından çıkacak bilinçli sözlerden daha çok bu ipuçlarına bel bağlayabiliriz.

(…)

Kuşkusuz, edebiyat biliminin psikoloji biliminden alacakları edebiyat biliminin ufkunu daha da genişletip onun hareket kabiliyetini daha üst boyutlarına taşırken; psikolojinin de kendi alanını genişletmek ve hareket kabiliyetini artırmak için edebiyat biliminden alacağı pek çok unsur vardır.

Metin: İsmet EMRE, Edebiyat ve Psikoloji

Metin ve Türle İlgili Açıklamalar

Okuduğunuz metin, edebiyatın psikoloji ve psikiyatri ile ilişkisi hakkında bilgi vermeyi amaçlayan öğretici bir metindir. Bu metinde edebiyat ve psikolojinin birbirinden ne zaman yararlanmaya başladığından söz edilmiş, edebiyat ve psikolojinin özellikleri üzerinde durulmuştur. Ayrıca ruhsal çözümleme yapan edebî türlerde edebiyatın psikoloji ve psikiyatri biliminden yararlandığı, psikolojinin de doğal olarak edebiyattan etkilendiği kısaca anlatılmıştır.

Öğretici bir nitelik taşıdığı için okuduğunuz metinde nesnel bir anlatım tercih edilmiş, kelimeler çoğunlukla gerçek anlamlarıyla kullanılmıştır.

Edebiyat, insan yaşamını konu alır; bu nedenle edebiyatla psikoloji sıkı bir ilişki içindedir. Edebiyatın kimi türlerinde örneğin gerçekçi hikâyelerde, romanlarda, oyunlarda; psikolojik bir olayın içinde yaşayan insanın betimleme ya da ruhsal çözümlemesi yapılır. Böylelikle edebiyatın bilim, psikoloji ve psikiyatriyle ilişkisi ortaya çıkar.

Metinde geçen bazı kelimeler:

açığa vurmak : Belli etmek, ortaya çıkarmak.

bel bağlamak : Birisinin kendisine yardımcı olacağına inanmak, güvenmek.

disiplin : (Metinde) Öğretim konusu olan veya olabilecek bilgilerin bütünü; bilim dalı.

kabiliyet : Yetenek.

tahlil : Çözümleme, analiz.

yalıtmak : Herkesten veya her şeyden ayırmak, bir kenara koymak.

Kaynak: Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı – Yazarlar: Dr. Döndü KARACA / Gurbet FİLAZİ / Murat BAYCANLAR / Nurcan BOZBIYIK / Sabiha ÇUHADAR

Kategoriler
Edebiyat

Edebiyat ile Felsefe Arasındaki İlişki

Güzel sanatların kollarından biri olan edebiyat, istiklâlini yüzyıllar önce ilân etmiş olmasına rağmen, diğer insan faaliyetleriyle olan ilişkilerini sürdürmüş ve hâlâ da sürdürmektedir. Daha açık bir ifadeyle, “yaratma”ya dayalı estetik bir insan faaliyeti olan edebiyat ile ondan bağımsız ve farklı birer disiplin veya bugün birer sosyal bilim dalı olarak kabul edilen tarih, sosyoloji, psikoloji, teoloji, antropoloji, etnografya, folklor, dilbilim, estetik arasında pek çok ilişkiler vardır.

Sistematik ve soyut bir düşünce disiplini olan felsefe de bunlardan birisidir. Söz konusu ilişki, elbette tersinden de (tarih-edebiyat, sosyoloji-edebiyat, estetik-edebiyat vb.) söz konusudur.

Edebiyat – Felsefe İlişkisinin Temeli

Edebiyat-felsefe ilişkisinin temeli, öncelikle her ikisinin de bir tür insan faaliyeti olmasına dayanır. Zira bu iki disiplinden biri insanın “düşünme” melekesi, diğeri ise “yaratma” melekesiyle alâkalıdır. Bu arada insanın düşünce ve yapıp etmelerinin felsefe, sanat ve bilim olmak üzere üç ana grupta toplanıp tasnif edildiğini de belirtelim.

Edebiyat-felsefe ilişkisinin bir başka kaçınılmaz zorunluluğu da, her ikisinin de dil üzerine inşa edilmiş olmalarıdır. Gerek yazar ve şairin duygu, hayal, intiba, gözlem ve düşüncelerini; gerekse filozofun düşüncelerini diğer insanlara aktarabilecekleri tek iletişim vasıtası dildir. Elbette edebiyatın diliyle felsefenin dili birbirinden çok farklı ve başkadır.

(…)

Edebî eserler felsefeden yararlandığı gibi felsefe de edebiyattan yararlanır.

Edebiyat sanatının sanatkârın elinden çıkmış somut sonucu durumundaki edebî eseri var eden ana unsurların başında muhteva/içerik/mana gelir. Yani şair veya yazar eserinde, türü ne olursa olsun (şiir, hikâye, roman, tiyatro), doğrudan doğruya kendini, yakın çevresini, mensubu bulunduğu toplumu veya bütün insanlığı ilgilendiren günlük veya genel-geçer bir konuyu, problemi; insanı, nesneyi, varlığı, tabiatı; olayı, gelişmeyi, durumu ele alıp işler. Burada sözü uzatmadan ve herhangi bir tartışmaya girmeden belirtmeliyiz ki, edebiyatın muhteva/mana dünyasının sınırlarını, en geniş çerçevede “insan” belirler. Yani edebiyatın muhteva/manasının başlangıç noktası kadar bitiş noktası da insandır. Dolayısıyla hiçbir insanî mesele yoktur ki, edebî eserlerde ele alınmamış olsun veya hiçbir edebî eser yoktur ki şu veya bu insanî meseleden bahsetmemiş olsun.

İşte bu gerçek; yani edebiyat sanatının insan merkezli muhteva alanının genişliği; hatta bir anlamda sınırsızlığı, edebiyat-felsefe ilişkisini kaçınılmaz ve zarurî kılar. Çünkü insan, insanı kuşatan evren (metafizik evren de dahil olmak üzere) ve insan-insan, insan-evren ilişkisi, doğrudan doğruya felsefenin de konusudur.

(…)

Söz konusu karşılıklı ilişkiye rağmen ne edebiyat felsefe ne de felsefe edebiyattır.

(…)

Metin yazarı: İsmail ÇETİŞLİ, Edebiyat Sanatı ve Bilimi

Metin ve Türle İlgili Açıklamalar

Okuduğunuz metin bilgi vermek amacıyla yazılmış öğretici bir metindir. Bu metinde edebiyat ve felsefenin tanımı yapılıp iki alan arasındaki ilişki anlatılmıştır. Edebiyat ve felsefe ilişkisinin kaçınılmazlığına rağmen bunların, sınırları belli iki ayrı bilim olduklarından da kısaca söz edilmiştir. Metinde edebiyat ve felsefenin iletişim aracının dil olmasına karşın konularına ve amaçlarına bağlı olarak dile yükledikleri anlamların farklı olduğundan da bahsedilmiştir.

Öğretici bir nitelik taşıyan okuduğunuz metinde nesnel bir anlatım tercih edilmiş, verilmek istenen bilgiler doğrudan aktarılmıştır.

Konusu insan olan ve dili araç olarak kullanan edebiyatın felsefe, psikoloji, coğrafya gibi pek çok bilimle ilişkisi vardır. Bir şair ya da yazarın görüş ve düşüncelerinin felsefi bir görüşle uzaktan veya yakından bir ilişkisinin olması kaçınılmazdır. Edebî bir eser ortaya koyan sanatçı da eserlerine bu görüş ve düşüncelerini yansıtacaktır. O yüzden edebiyatla felsefe birbiriyle sıkı bir ilişki içindedir.

Metinde geçen bazı kelimeler:

etnografya : Kavimleri karşılaştırarak inceleyen, kültür oluşumlarını araştıran bilim.

genelgeçer : Toplum tarafından kabul edilen, hemen herkesçe benimsenen.

meleke : Tekrarlama sonucu kazanılan yatkınlık, alışkanlık.

metafizik : Doğaüstü.

tasnif etmek : Bölümlemek, sınıflamak.

teoloji : İlahiyat.

yaratma : (Metinde) Zekâ, düşünce ve hayal gücünden yararlanarak o zamana kadar görülmeyen yeni bir şey ortaya koymak, yapmak.

zaruri : Zorunlu, gerekli.

Kaynak: Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı – Yazarlar: Dr. Döndü KARACA / Gurbet FİLAZİ / Murat BAYCANLAR / Nurcan BOZBIYIK / Sabiha ÇUHADAR