Kategoriler
Sosyoloji

Siyasal Kültürün Boyutları

Siyasal kültür bir toplumda var olan inançlar sistemini içerir. Bu inançlar siyasal ortamın ne durumda olduğu ya da olması lâzım geldiğini saptayan inançlardır. Siyasal kültür, siyasal olaylar ve bu olaylar karşısında etkilenen kişilerin davranışları arasında bir köprüdür.

Bu davranışlar da insanların olayları nasıl yorumladıklarına dayanmaktadır, örneğin yeni bir Anayasa kişilerin siyasal kültürü çerçevesinde anlam kazanır. Çünkü siyasal kültür incelemesi toplum içerisinde kimin kimi etkilediğini de inceleyen bir unsurdur.

Siyasal Kanaatler

Siyasal kanaatler siyasal kültürün bir parçasıdır. Siyasal hatıralar, olaylar ve çevrenin etkisiyle meydana gelen bu siyasal kanaatler

  • a) tanıyıcı,
  • b) değerlendirici,
  • c) ifade edici diye üç kısma ayrılırlar.

Kişi bu kanaatlerini dış dünya ile yaptığı temaslar sonucu elde eder. Burada kişinin üzerinde etki yapan unsurlar şunlardır :

  • 1) Üretim biçimi
  • 2) Kitle haberleşme
  • 3) Çevre genişliği ya da darlığı
  • 4) Meslek, gelir, statü
  • 5) Yaş, eğitim v.b. gibi kişisel niteliklerin kişinin kanaatleri üzerindeki etkisi
  • 6) Stereotipler

Siyasal olmayan olaylar ve ortamlar da siyasal kanaatleri hazırlamakta büyük etken olurlar. Yukarıda belirttiğimiz gibi okul, aile, iş yeri, çevre gibi unsurlar dolaylı olarak siyasal kanaatleri yaratabilirler. Ayrıca bir diğer siyasal kanaat yaratıcı unsur da siyasal mekanizmayla ilişki sonucu belirir. Siyasal ilişkiler, başkalarının siyasal tecrübelerinin izlenmesi, idarecilerle temas etmek; bunlar da siyasal kanaatleri etkileyebilecek unsurlardır. Aynı zamanda bu unsurlar kişinin siyasal hatırasını da şekillendirirler. Siyasal kültürün, siyasal kanaatlerden başka üç ana boyutu daha vardır. Bunlardan biri toplumun genel kültür sistemidir. Siyasal kanaatler de köklerini çoğu zaman toplumun bu genel kültüründen almaktadırlar.

Genel Kültür-Genel Kanaatler

Tabiat ve dünya görüşü, zaman mefhumu, ahlâk anlayışı gibi unsurlar toplumun genel kültürüdürler. Eğer o toplumun üyeleri, örneğin, fatalist iseler devletle ilişkileri olumsuz ve kaderci olacaktır.

Devlet işlerini, zelzele fırtına gibi şeyler olarak ele alacaklardır. Üretimi tarımsal olan kırsal toplumlarda bu genellikle böyledir.

Fakat eğer tabiata hakimiyet, siyasal ve toplumsal süreci etkileme yeteneği, genel kültür içinde yer alan birer unsur ise bu toplumda idare kuşkusuz aktif ve sürükleyici bir rol oynayacaktır. Kişi kendi toplumsal yetersizliğine inanmışsa, siyasal yaşantıdan da uzak kalacaktır. Kendine güvenen kişi, ortak çıkarlarını beraberce savunacakları kişilere de güvenecek, işbirliği yapabilecektir. Bir çok az gelişmiş ülke yazarının gıpta ettiği, batılı, sorumlu, başarı azmi olan bireyci insan tipinin aslında sanayi devrimini gerçekleştirebilmiş toplumların insanları olduğuna şaşmamalıyız.

Gerçekte siyasal kanaatler ve genel kanaatler ile siyasal davranış arasındaki ilişkiler değişik olabilirse de birbirlerinden bağımsız olmadığı gerçeği de apaçıktır. Aslında ilerde de göreceğimiz gibi siyasal kanaatler, genel kanaatler, siyasal stil ve siyasal hatıra hep birbirlerini etkileyip tamamlayarak siyasal kültürü meydana getirirler.

Siyasal Stil

Siyasal stil, siyasal kültürün üçüncü boyutunu meydana getirir.’ Siyasal stili iki ana türe ayırmak mümkündür.

  • a) İdeolojik
  • b) Pragmatik

Radikal ve ideolojik partiler bir takım siyasal değerleri bir dünya görüşü olarak bütün bir hayat sahasına kapsatırlar. Bu stil ideolojiktir. Pragmatik görüş ise sorunları teker teker kendi değerleri ölçüsünde ele alır ve bunları bütün şemanın bir parçası olarak görmez.

Bir inanç sistemi ne kadar kapalı ise o kadar ideolojik olur ve böyle bir sistemde yenileşme zor meydana gelir. Pragmatik sistemler daha kolay değişebilir ya da toplumsal taleplere açık tuttukları çeşitli kanallarla tutumlarını daha kolay değiştirebilirler.

İdeolojikle pragmatik arasındaki bir başka ayrılık da kanaat sistemleri arasındaki şu ayrılmadır: İdeolojik sistemde, kurumlar ve normlar sırf kendi açılarından önemlidirler. Sloganlar da öyledir. Örneğin : “Ne Mutlu Türküm Diyene”. Pragmatik sistemlerde ise normlar ve kurumlar yararlı oldukları ölçüde önemlidirler. Örneğin : “Her ülkeye açık bir pasaport”. Anglo-Saxonlar siyasi istikrarı bu pragmatik düzende bulmaktadırlar. Böyle bir sistemde bir muhalifi yalnızca tek bir nokta üzerinde karşılayıp tartışabilir ve görüşlerini kabul etmiyebilirsiniz. Fakat ideolojik bir sistemde bir muhalif bütünüyle muhaliftir ve görüşleri bütün noktalardan reddedilir. Böyle bir ortamın daha fazla sürtüşme ve tansiyon yaratacağı olağandır.

Siyasal stilin niteliği hakkında başka bir araştırma da şu çerçeve içinde ve şu soru sorularak yapılabilir: Kişi yaşantısının ne kadarını siyaset saptar ve idare eder?

İngiltere’de siyasî partilerarası kişisel ilişkiler olağandır. Yani kişi ilişkilerini siyasal bağlılık saptamaz. Bu istikrara ve yeniliğe kolay geçişi sağlar. Fazla sert sürtüşmeler olmaz. Fakat partizanlığın kişi ilişkilerini saptadığı toplumlarda sürtüşmeler ve yenileşme hareketleri sert olabilir.

Siyasal Hatıralar ve Siyasal Tarih

Siyasal kültürün dördüncü boyutu ise siyasal hatıralardır. Siyasal hatıraları geniş ölçüde siyasi tarih ve o tarih içinde yer almış olan toplumsal krizler etkilemektedir.

Örneğin ulusal özgürlük uğraşıları ulusal bir bütünlük, bir savaş bazen büyük bir birlik yaratabilir. Öbür taraftan fethedilerek birleştirilmiş ülkelerde bölünme ve iç çatışma siyasal kültürün bir parçası halindedir. İtalya’da insanların birbirlerine olan güvensizliği, olayların daima bölücü olmuş olmasındadır. Örneğin Rönesans, bir kuzey İtalya orta sınıf hareketi idi ki kültürel bir birlik sağlıyacağına ayırıcı olmuştur. Faşizm de direnme yaratarak bölücü olmuş, İtalya’da birlik kuracağı yerde “ayrılık adaları” meydana getirmiştir.

Üretim biçimlerinin değişimi sonucu beliren ve siyasal mekanizmaya katılmak istiyen yeni sınıflar bütün toplumlarda görülebilir. Bütün mesele iktidar sahiplerinin davranışlarmdadır. Yeni sınıflara böyle bir olanak verilirse krizin doğmayacağı olasılığı kuvvetlidir. Aksi olursa katılma istiyen gruplarda çatışma zorunluğu belirecek, aynı zamanda bir “meşruiyet krizi” yaratılacaktır. Bundan böyle de o toplumda iktidar mücadelesi kanlı bir olay olarak benimsenecektir. Dışarda bırakılan grupların tutumu ideolojik ve sert olur. Halbuki sağlanacak bir katılma hakkıyla bu yeni gruplarda sorumluluk duygusu sağlanabilir ve sert sürtüşmelerin önüne geçilebilinir.

Ayrıca devlet out-put’u da siyasi hatıra olarak siyasal kültürü etkiliyebilir. (Devlet out-put’unu idari tasarruf, devletçe üretilen karar ve eylemler olarak niteleyebiliriz.) Devlet out-put’u iki türlüdür.

  • a) Sızma (penetration)
  • b) Dağıtma (Distribution)

Halka inme, vergi toplama, kanun uygulama sızma olarak tanımlanabilir. Bu sızma eksikse ya da zorbaca gerçekleştiriliyorsa o zaman halkta da bir yabancılaşma ve bıkkınlık belirir.

Refah devleti kanalıyla, progresif vergiler usulüyle dağıtım, tam ve adil değilse, ya da siyasal sistem böyle bir dağıtımı öngörmüyorsa halk idarecilere ve elite karşı bir güvensizlik duyacaktır. Bu şekilde beliren siyasal hatıralar da siyasal kanaatler üzerinde etkide bulunarak siyasal kültürün önemli bir boyutunu meydana getirirler.

Sidney Verba siyasal kültür sorununu daha etraflı bir şekilde incelemek için Political Culture and Political Development adlı kitabında başka bir yaklaşım önerisinde bulunmaktadır. Buna göre bir toplumun siyasal kültürünü tanımlıyabilmek için birtakım kültür ölçüleri vererek üzerinde çalıştığımız sistemin bunlardan hangilerine uyduğunu saptayabiliriz. Verba’nın önerdiği bu ölçü de dörde ayrılmaktadır.

  1. Milli Özdeşleşme
  2. Vatandaş Özdeşlemesi
  3. iktidar Uygulaması
  4. Karar Alma Süreci
Kategoriler
Sosyoloji

Din ve Siyasal Kültür

Toplumun kültür sistemi içinde yer alan ve az gelişmiş toplumlarda, farklılaşmamış sosyal yapı nedeni ile tek yaygın değer durumunda bulunan din, kuşkusuz, gelişmiş toplumlara nazaran insan yaşantısına yöıı veren en büyük etkenlerden biri olacaktır.

Bunun en büyük nedeni, gelişmiş toplumlarda kişinin sadakatini ve inancını yönelteceği çok sayıda değişik kurumların, farklılaşmama nedeniyle az gelişmiş toplumlarda bulunmamasıdır. Böyle bir ortamda kişi bağlılık hislerini tatmin ve aynı zamanda koruyucu bir güce sığınmak için dinden başka kapsamlı bir sistem bulamayacaktır. Bu, özellikle, bir hukuk ve ekonomi sistemini içeren islâm dininde böyle olmaktadır.

Küçük yaşlarda, anne ve babayı, her şeyi yapmaya kadir bir güç olarak gören çocuk, bu alışkanlığını ileri yaşlarda da sürdürecek, ancak bu ihtiyacını geleneksel toplumun yalın kat yapısında, yalnızca dinde gidermek olasılığını bulacaktır. Ayrıca çocuğun küçüklükten beri gördüğü ve tanıdığı çevre ve ailesinden aldığı görgü ve eğitim, gene farklılaşmamış bir yapının sonucu dinsel ve kaderci bir eğilim taşıdığı için, çocuğun sosyalizasyon süreci dinsel bir özdeşleme ile başlıyacaktır. Ailenin, çocuğun üzerinde siyasal eğilim, davranış benzerliği ve değerler konusunda çok etkili olduğunu ispatlayan sayısız araştırma ve yapıt bulunmaktadır. Bu anlamda, dinsel inançların egemen olduğu toplumlarda, özellikle dinin hayatın her safhasını kapsadığı islam toplumlarında, çocuğun aileden ve çevreden edindiği dini bilgi ve görgülerin kendisini ileriki yıllarda ne yönde etkileyeceği açıktır. Çocuk, ilerde, kimlik sorununu çözümlerken durgun, statik bir sosyal yapının da yardımıyla, herkes gibi olmaya karar verecek, babasına ve çevresine benzemeye çalışarak onlar gibi saygıdeğer bir mümin olmaya yönelecektir.

Fakat ihtisaslaşmanın ve işbölümünün yarattığı farklılaşmış bir toplumda kişi bağlanacak başka kurumlar ve değerler bulacağından din artık etkili bir sosyalizasyon aracı olmaktan çıkacaktır.

Sosyo ekonomik gelişme ile değişen çevre, toplumda bir kültür değişimi de1 sağlayacak ve yeni kültürle birlikte gelişen yeni değerler, toplumu, o değerlerin zorunlu kıldığı düzeye itecektir. Toplumla kültür arasındaki bu karşılıklı etkileşme, gelişim nedeni ile farklılaşıp çok boyutlu hale geldikçe, geleneksel niteliğini kaybedecek, geleneksel değerler yerlerini giderek modern teknolojinin etkilediği çağdaş değerlere terkedeceklerdir.

Siyasal kültürün tahlili bizi, daha önce de belirttiğimiz gibi, siyasal sosyalizasyona, yani siyasal kültürün kuşaktan kuşağa, geçişine ve siyasal kültürü değiştiren etkenlere götürür. Ayrıca siyasal kültür bizi bir ulusun siyasal tarihine de götürür ki burada toplumsal olayların hatırasının siyasal davranışı nasıl etkilediğini görürüz.

Kategoriler
Sosyoloji

Siyasal Toplumsallaşmada Siyasal Kültür

Siyasal kültürü burada incelerken amacımız siyasal yapının ötesine bakmak, o siyasal yapıyı hazırlayan ve kişilerin davranışlarına yön veren inançları, kanaatleri incelemektir. Yalnız, şu unutulmamalıdır ki siyasal yapı da siyasal kültür kadar önemli bir olgudur ve daima birbirini etkileyen bu ilişkinin daha iyi anlaşılabilmesi için siyasal kültürün tahlili yapılmalıdır.

Toplumun kültür yapısı, o toplumun sosyo-ekonomik yapısının bir yansıması olduğuna göre, onu ayrı ve bağımsız bir bütün olarak ele almak olanaksızdır. Yine aynı şekilde, toplumdaki kişilerin davranışlarını, tutumlarını, vaziyet alışlarını etkileyen, toplumu bir arada tutup, bir bütün olarak kaynaştıran ve toplumun değerlerini ve normlarını içeren kültür yapısından toplumu ayırarak tek başına ele almak mümkün değildir. Bu anlamda üzerinde durduğumuz sorun toplumun mu yoksa kültürün mü daha önemli olduğu değildir. Toplumun en iyi kültür açısından mı yoksa kültürün toplum açısından mı anlaşılacağının tartışmasını da yapmıyacağız.

Kültürün toplumla içinde bulunduğu karşılıklı etki süreci birbirleriyle ilişkili ve birbirlerine dayanan unsurlarla çok karmaşık bir bütünü meydana getirmiştir. Bu karmaşık bütün içerisinde hiç bir örf, adet, yasa, davranış ve kurum tek başına diğerlerinden soyutlanmış olarak bulunamaz.

Ekonomik koşullar, aile düzeni, dinsel telkinler, siyasal hedefler hep birbiri içine geçmiş unsurlardır.

Kişinin toplum içerisinde oynadığı rol de toplumsal ve kültürel sistemden soyutlanmaz. Kişinin rolü o kişinin toplum içerisinde işgal ettiği mevkiin gerektirdiği davranıştır. Buna göre ekonomik bakımdan gelişmiş, ihtisaslaşmış ve yoğun iş bölümü nedeniyle farklılaşmış toplumlarda kişilerin rolleri de geleneksel ve statik toplumlardaki kişilerin rollerinden farklı olacaktır. Lucien Pye siyasal gelişmelerin üç ana koşulu olarak a) Eşitlik, b) Yetenek, C) Farklılaşma ve ihtisaslaşmayı öngörmektedir.

Burada eşitlikten anlaşılan yasalar karşısında eşitlik, başarıya göre tayin ve halkın siyasal sürece katılma yoğunluğudur. Yetenek ise, rasyonel idare, laik siyaset ve kamu yönetiminde eşitlik ve başarılı olmayı içermektedir.

Farklılaşma ve ihtisaslaşma ile anlatılmak istenen ise atomize bir toplumda çok değişik rollerin, sistem içerisinde, kaynaştırılmış bir bütün olarak karşılıklı etkileme ilişkileri içinde bulunmasıdır.

Böyle bir toplumda kişilerin sahip oldukları roller ve davranışlar, yalnızca statik, kendi kendine yeten bir toplumdaki kişilerin rol ve davranışlarından farklı olmakla kalmayacak, kişiler arasındaki bağların şekilleri ve nitelikleri de değişik olacaktır.

Toplumun sosyo-ekonomik koşulları o toplumdaki davranışları, rolleri, siyasal yapıyı ve kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen adetleri ve kuralları etkilemektedir. Bu nedenle bir toplumda değerler bireyci ve başarıya yönelik iseler o toplum farklılaşmış ve sanayileşmiş bir yapıya sahip demektir. Sorunların dinsel bir yaklaşımla çözüldüğü kaderci kültüre sahip bir toplum ise büyük bir olasılıkla kendini feodal üretim ilişkilerinden henüz kurtaramamış bir toplumdur. Böyle bir toplumda yaygın olan geleneksel değerler o toplumdaki kişilerin rollerine ve kişiliklerine etkide bulunacak ve böylece kişinin davranışlarının temelinde yatan o toplumun değer sistemi olacaktır.

Toplumdaki ekonomik gelişmeyle birlikte toplumun kültüründe ve değer sisteminde de bir değişim olacak ve benimsenen yeni değerler toplumda yeni kurumlar oluşturacak, kişi davranışlarını çok değişik biçimlerde etkileyeceklerdir. Böylece bir zamanlar topluma yön vermiş egemen (dominant) değerler, gelişimle gerçekleşen yeni değerlerle çatışacaktır. Bu, toplumdaki egemen değerlere ait olmayan yeni değerlerin gelişmesi ve yeni bir değer sistemine yöneliş, toplumu yeniliklere açan başlıca etkendir. Bu anlamda gelişen sosyo-ekonomik koşullar, yarattıkları yeni değerler sayesinde kişiyi, geleneksel kültürde önemli bir yeri olan dinsel değerlerin etkisinden kurtaracaklardır. Doğal ve sosyal çevreyi açıklamada ve bunlara etkide insanın artan olanakları, dini davranışların sosyal düzendeki rolünü gittikçe azaltma eğilimi doğuracaktır.

Çevrenin, kişinin değerleri ve zihinsel yapısı üzerinde ne ölçüde etkili olduğunu E.C. Banfield’in İtalya’da yaptığı bir araştırma bütün açıklığı ile ortaya koymaktadır. (Banfield, E.L. The Moral Basis of a Backward Society, The Free Press, Univ. of Chicago, 1958) Güney ve Kuzey İtalya’da yapılan bu araştırmada deneklere keman çalan bir çocuğun resmi gösteriliyor ve denekten bu resimle ilgili bir öykü anlatması isteniyordu. Fakir, çoğunluğu köylü, ve okuma yazma bilenlerin oranının düşük olduğu Güney italya’da araştırma duygusal ve otoriter unsurların ağır bastığı öykülere tanık olmuştur. Güneylilerden daha yüksek gelirli ve daha yüksek oranda okumuş-yazmış olan sanayileşmiş Kuzey İtalya’da ise resimle ilgili öyküler daha rasyonel, hoş görülü, şansa dayanmayan, bireyci değerlerin ve çatışmanın hakim olduğu konular kazanmışlardır. Bu örnekten sosyo-ekonomik koşulların, değerler ve zihinsel yapı üzerinde ne ölçüde etkili oldukları açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu, çevrenin zihinsel yapı ve kültür üzerinde oynadığı etkin rol, tekrar tekrar belirtilmiş olduğu gibi, tek yönlü değildir.

Toplum içerisinde sosyalize olan kişi, edinmiş olduğu kişilik ve yönelimleri gene toplum içerisinde kullanacak ve toplumun kendisine verdiği yeteneklerle yine toplumu etkileyecektir. Kişinin değerlerindeki ve davranışlarındaki değişimi sağlıyan sosyo-ekonomik gelişmeler, yaşamak ve süreli olmak için gerek duydukları desteği, yarattıkları yeni kişilik ve değerlerde bulacaklar ve yeni gelişmeler oluşuna kadar bu böyle devam edecektir.

Kategoriler
Sosyoloji

Siyasal Toplumlaşmaya Makro ve Mikro Düzeylerde Yaklaşımlar

Davranışçı yaklaşım metodu siyasal bilimlerde hem makro hem de mikro düzeyde kullanılabilir. Çünkü her toplum değişik sosyo-ekonomik yapısı nedeniyle kendine özgü davranış kalıplarına sahiptir. Bu davranış kalıplarını bütüncü, geniş kapsamlı, etki-tepki ilişkilerini bütün bir sistem içerisinde inceleyen analizlerle saptamak makro bir yaklaşımla gerçekleşebilir.

Davranış kalıplarının bu şekilde saptanması o toplumun gelişme süreci içerisinde hangi noktada bulunduğunu da bize gösterecektir. Toplumun kurumsal yapısına bakarak hangi gelişme düzeyinde olduğunu saptayabildiğimiz gibi davranışların niteliği de bize toplumsal ve ekonomik yapı hakkında fikir verebilecektir.

Fakat aynı zamanda sorunları açıklayabilmek için onlara şu açıdan yanaşmakta gerek vardır : Kişi psikolojisi ve toplum sosyolojisini kaynaştırarak. Bu açıdan bakıldığında beliren sorun şudur: Toplumsal yapı kişinin davranışını nasıl etkiler ve bunun bir sonucu olarak da millî devleti yaşatabilmek için gerekli olan kurumlar nasıl etkilenir ve etkilenen kurumlar kişilerin siyasal davranışlarına yeniden nasıl yön verir?

Bütün bunları incelemek üzere ele alacağımız SİYASAL KÜLTÜR, toplumun geleneklerinin, toplum kurumlarının ruhunun, vatandaşlarının arzu ve ortak çıkarlarının ve liderlerinin siyasal stilinin yalnızca rastlantı bir tarihi tecrübe sonucu olmayıp, anlamlı bir bütün olarak birbirlerine uymaları, anlaşılır, açık bir ilişkiler ağı meydana getirmesiyle belirmektedir.

Siyasal kültür hem bir toplumun top yekûn tarihinin, hem de toplumu meydana getiren insanların sosyo-ekonomik yaaşntılarmın bir ürünüdür. Böylelikle siyasal kültür eşit olarak hem toplum olaylarında hem de kişisel tecrübe ve davranışlarda kök bulur. İşte bu kişisel tecrübe ve davranışlara inildiğinde de yaklaşım metodu mikro düzeyde olacaktır. Burada davarnışçı metoda giren hem makro hem de mikro analizleri tek bir başlık altında toplamakta kolay anlaşılır olması bakımından yarar vardır. Burada mikro analizi kişilerin siyasal davranışlarının psikolojik değerlendirilmesinde kullanıyoruz. Makro analiz ise siyasal sosyolojiye özgü değişkenler üzerinde kurulmuştur. Sonuç olarak da davranışçı (Behavioral) bir analiz şekli doğmuştur.

Genel olarak kültür toplumsal hayatta nasıl bir bütünlük ve beraberlik sağlıyorsa aynı anlamda siyasal kültür de siyasal hayata anlam ve bünye sağlar. Bu alanda gittikçe artan temayül kişinin davranışı üzerinde durmaktır. Kişi ister lider, ister seçmen, isterse kanaat sahibi olsun bu böyledir. Fakat bu arada siyasal toplumun aynı derecede önemli bir dinamik, toplu varlık olduğu gerçeği gözden kaçırılmamalıdır. Burada da açıkça belirdiği gibi ortaya bir biraraya getirme, toplama problemi çıkmıştır. Bu problem kişi psikolojisinin bulgularını belli bir yöntemle toplayıp, toplum davranışını kişisel davranışların ışığında anlaşılabilir duruma getirmeyi kapsamaktadır. Burada, ilerde tekrar değineceğimiz siyasal sosyalizasyon önemli bir rol oynamaktadır.

Siyasal kültürün temelinde ana unsur olan siyasal sosyalizasyon çocukluktan kalma değerler, tahsil, çevre, kitle haberleşme gibi faktörlerle belirir, nitelenir.

Kısa bir şekilde açıklamak mümkünse bunu şöyle sıralayabiliriz : Siyasal sosyalizasyon siyasal kültürü meydana getirir. Siyasal kültür ise kurumları ve kurumlar tekrar siyasal sosyalizasyonu etkiler; böylece siyasal kültür üzerinde değişmeler yaratır. Bütün bu etki ve tepki ilişkileri ise siyasal davranışı meydana getirirler.

Siyasal Sinyalizasyon
Siyasal Sinyalizasyon

Bu şemada da görüldüğü gibi gelişme süreci sürekli olarak toplumun siyasal kültürünün ve siyasal kültür de gelişme sürecinin etkisi altındadır. 3 Bu nedenle farklı siyasal kültürler değişme sürecine farklı tepkiler göstermişlerdir.