Kategoriler
Psikoloji

Yaşa Göre Travma Sonrası Stres Tepkileri

Çocuklar yetişkinlere göre daha kırılgan olmaları ve yaşam tecrübelerinden önemli ölçüde yoksun olmaları nedeniyle travmadan etkilenme noktasında daha dezavantajlı konumdadırlar.

Çocukların travmaya gösterdikleri tepkiler de yetişkinlerin tepkilerinden nispeten farklılıklar içerir. Ancak yaş ilerledikçe travmaya verilen tepkiler yetişkinlerin tepkilerine benzer.

Yapılan araştırmalar, bebekler dâhil, her yaş grubundan çocukların travmalardan etkilendiğini ortaya koymuştur. Bebekler ve çocuklar, kendileri travmatik yaşantılardan doğrudan etkilenebileceği gibi, kendi bakımını yürüten yakınını (örneğin annesini) kaybedebilir. Bu durumda bebekler ve çocuklar alışageldiği durumdaki değişikliğe uyum sağlamakta zorlanırlar.

Benzer şekilde, yakınını kaybetmese de, travma yaşayan bir bakıcının çocuğa karşı ilgisi ve şefkati, ona sunacağı bakımın ve yakınlığın niteliği öncekinden farklı olacaktır. Buna benzer tüm durumlar bebeklerin ve çocukların travmalardan doğrudan ve/veya dolaylı olarak olumsuz etkilenmelerine neden olmaktadır. Bununla birlikte, ortaya konan tepkilerin dönemlere gelişim dönemlerine göre farklı nitelikler gösterdiği de tespit edilmiştir.

Bebekler ve yeni yürüyenlerde travma sonrası stres tepkileri (0-3 yaş)

Bu dönem gelişimin en erken ve en hızlı olduğu dönemdir. Bundan dolayı, bu evre içerisindeki olumsuzlukların ileriki yıllarda kişilik üzerinde çok daha derin izler bıraktığı kabul edilmektedir. Bu dönemde bebek, tamamen bakıma muhtaçtır ve bütün ihtiyaçları başkalarınca karşılanır.

Bebeğin beslenme, temizlenme, ilgi, sevgi, temas vb. ihtiyaçlarının zamanında, sürekli ve yeterli bir biçimde karşılanması gerekir. Yine ihtiyacı karşılayan bakıcının (anne ya da anne yerini alan kişinin) sürekli aynı kişi ve bakımın yapıldığı ortamında yine aynı ortamlar olması gerektiği ifade edilmektedir. Böylece bebekle bakıcısı arasında bir bağlanma duygusu ve bir aidiyet duygusu oluşmaya başlayacaktır.

Böylece bebekte temel güven duygusu oluşur ve uyumlu bir kişiliğin temeli atılmış olur. Ancak travmatik yaşantılar ve bakıcının bebeğe yeterli ilgi gösterememesi bu olumlu tabloyu bozabilir. Travmadan etkilenen bebeklerde sık görülen tepkiler şunlardır;

  • Kolay şaşırma, kaygılı görünme
  • Gerileme davranışları (altını ıslatma, konuşma problemleri gibi)
  • Anne-babaya yapışma, ayrılmak istememe
  • Uyku sorunları, kâbuslar
  • Aşırı ağlama, çığlık atma
  • İnsanlarla ilişkilerde ürkeklik, güven problemleri
  • Kontrol edilemeyen saldırganlık
  • Travmayla ilgili tekrarlayan oyunlar
  • İştahsızlık, sindirim problemleri

Okul öncesi çocuklarda travma sonrası stres tepkileri (4-6 yaş)

Bu evre oyun çağı olarak da adlandırılır. Çocuklar oyunlar aracılığıyla yaşamı test eder ve yeni şeyler öğrenirler. Oyun ortamları çocuklar için bir tür laboratuvar gibidir. Her yeni öğrenme yaşantısı onları biraz daha anne-babaya bağımlı olmaktan biraz daha uzaklaştırır ve onlara özerklik kazandırır.

Oyunlar çocuklar için bir keşfetme aracı olduğu kadar, bir kendini ifade etme aracıdır da. Çocuklar yaşadıkları olumlu ya da olumsuz yaşantıları ve duygularını hemen oyunlarına yansıtırlar ve bir tür ifade aracı, bir dışavurum olarak kullanırlar. Çocukların travma ile ilgili algılarını ve duygularını oyunlarında gözlemek mümkündür.

Travmatik olaya maruz kalmış okul öncesi çocuklarında genel olarak gözlenen tepkiler şunlardır;

  • Yatak ıslatma, parmak emme gibi gerileme davranışları
  • Anne-babadan ayrılmama
  • Hayalle gerçeği karıştırma
  • Ani heyecanlanmalar
  • Kaçınma davranışları
  • İçe kapanma
  • Suçluluk duyguları (travmatik olaya kendi hatalarının neden olduğunu zanneder)
  • Kâbuslar ve gece korkuları
  • Tekrarlayan oyunlar ya da belli tipik davranışların takıntılı bir şekilde tekrarlanması
  • Dikkat sorunları
  • Kaygılı bir ruh hâli
  • Hayvanlardan ve yabancılardan korkma

Okul çağı çocuklarda travma sonrası stres tepkileri (7-12 yaş)

Bu evrede çocuklar artık hayalcilikten uzaklaşmaya daha gerçekçi ve daha somut düşünceler üzerine odaklanmaya başlarlar.

Okulla birlikte akademik becerileri gelişir, yaşıtlarıyla ilişkileri artar ve sosyal ilişkilerini gittikçe güçlendirmeye başlarlar. Somut meseleleri düşünme ve keşfetme, sorumluluk üstlenebilme gibi özellikler ön plana geçer. Başarı, bu dönemde çocuklar için en önemli duygudur. Bununla beraber, duygusal iniş çıkışlar olabilir.

Örneğin, bir şeyi yapıp bozma, arkadaş ilişkilerinde alınganlıklar, karşıt davranışlar vb. gözlenebilir. Travmatik yaşantılar, çocuklardaki olumlu gidişi tersine çevirebilir ve onları uyumsuzluğa itebilir.

Okul çağındaki çocuklarda sık görülen travma tepkileri şunlardır;

  • Okul öncesi dönemdeki davranışlara gerileme (altını ıslatma, yalnız yatamama gibi)
  • Okul başarısının düşmesi, okula gitmek istememe
  • Okulda davranış sorunları
  • Saldırganlık
  • Gevezelik, tekrarlayan oyunlar
  • Doğal olaylardan korkma (yağmur, rüzgâr, şimşek vb.)
  • Dikkat ve konuşma sorunları
  • İsyankâr davranışlar
  • Erkek çocuklarda silahlara ve savaş oyunlarına vb. ilginin artması
  • Vücutta ağrılar

Ergenlerde travma sonrası stres tepkileri (13-18 yaş)

Ergenlik dönemi, gelişimin en çalkantılı dönemidir. Bu dönemi sağlıklı atlatmak başlı başına zor bir süreçtir.

Ergen, bir yandan hızlı bedensel değişimlere ayak uydurmaya çalışırken bir yandan da sosyal süreçlere adapte olmaya ve toplumda kendine bir yer edinmeye çalışmaktadır. Bu evrede kişiliğin önemli bir bölümü olan kimlik gelişimi (ben kimim? Toplumdaki yerim neresi?

Gelecekte nasıl bir pozisyonum olacak? Kendim için, ailem için hedeflerim neler vb. gibi sorulara kişinin verdiği cevaplar) önemli bir süreçtir. Bu sürecin olumlu atlatılması için ergenlerin, yetişkinlerin desteğine (özellikle anne-baba ve öğretmenler) ihtiyacı vardır. Yeterli destek alamayan ergenler olumlu bir kimlik oluşturmakta güçlükler yaşayacaktır. Travmatik yaşantılar ise bu süreci iyice zorlaştırmaktadır. Ergenlerde sıkça gözlenen travma sonrası stres tepkileri ise şunlardır;

  • Uyku sorunları (uyuyamama ya da fazlaca uyuma gibi)
  • İştah sorunları (iştahsızlık ya da aşırı yeme gibi)
  • Mide bulantısı, kalp çarpıntısı
  • Kolay ağlama
  • Alkol ve/veya madde kullanımı
  • Suçluluk, çaresizlik duyguları
  • Öfke patlamaları
  • Kâbuslar
  • Anne-babayla çatışmalar
  • Okul sorunları
  • Hırsızlık ya da saldırganlık davranışları
  • Heyecan ve yerinde duramama
  • İlişki kuramama, içe kapanma
  • Halüsinasyonlar
  • Gelecek hakkında olumsuz tutumlar
  • Günlük etkinliklere ilgi duymama
  • İntihar girişimleri

Yukarıda travma sonrasında gözlenen genel bireysel tepkiler ve yaşa göre ortaya çıkan stres tepkileri ele alındı. Tüm bu tabloda dikkat edilmesi gereken nokta şudur ki, bahsedilen bu tepkilerin travma sonrasında bireylerde gözlenmesi normaldir.

Travma yaşayan kişi her kim olursa olsun az ya da çok, kısa süreli veya uzunca bir süre, hafif ya da ağır düzeyde bu tepkileri sergileyecektir. Bu tepkilerin gözlenmesi o bireyde bir anormallik ya da hastalık durumu olduğunu göstermez. Ancak bu tepkilerin uzun süreli olması kişinin ailesiyle, sosyal çevresiyle ve işiyle ilgili olumsuzluklar yaşamasına neden olmakta ve uyumunu bozmaktadır.

Kişinin bu uyum süreçleri bozulduktan sonra ancak bir psikolojik bozukluktan söz edilebilir. Bununla ilgili açıklamalar ikinci bölümde yer almaktadır. Bu nedenle asıl mesele travmadan sonra bu belirtilerin ortaya çıkması değil, bunlarla en kısa sürede, etkili bir şekilde baş ederek kişinin uyumu ve gelişimini sürdürebilmesidir.

Kategoriler
Psikoloji

Travma Sonrası Yaygın Görülen Bireysel Tepkiler

Travmatik bir olay yaşayan bireylerde gerek fiziksel gerekse psikolojik nitelikte pek çok farklı tepkiler gözlenmektedir. Bu tepkiler zamanla kendiliğinden düzelebileceği gibi bazen gittikçe yoğunlaşan bir şekilde de sürebilir.

Yaygın olarak gözlenen ve travma sonrası stres bozukluğunun da kriterlerini oluşturan bu tepkiler şunlardır:

İstenmeden akla gelen travmatik anılar (Olayı yeniden yaşama): Bu anılar genellikle yaşanan travma ile ilgili ya da onunla ilişkilendirilmiş anılar ya da düşüncelerdir. Bu anılar tamamen kişini istemi ve iradesi dışında zihninde aniden belirmekte ve kişide sanki o korkunç olay tekrar yaşanıyormuş ya da yaşanacakmış gibi bir his oluşturmaktadır.

Bu nedenle istemsiz anılar kişi için oldukça korkutucu olabilmektedir. Bu anılar, yaşanan olayla ilgili kişinin zihninde canlanan görsel bir anı (flashback) olabileceği gibi, sürekli işitilen bir ses şeklinde ya da olay esnasında duyumsanan ve olayı hatırlatan bir koku şeklinde de olabilir. Bu anılar genellikle yaşanan travmatik olayın en can sıkıcı, en acı ve en korkutucu anları ile ilişkili anılardır. Bu nedenle kişi için oldukça korkutucu ve huzursuzluk verici olmaktadır.

Kaçınma tepkileri: Kaçınma, kişinin kendisine yaşadığı travmatik olayın anımsatan her türlü uyarıcıdan uzak durma durumudur. Kişi olayı sürekli hatırlayıp tekrar tekrar travma stresini yaşamaktansa, bu anımsatıcılardan uzaklaşarak sakin kalabilmeye çalışmaktadır.

Kişi kaçınmalarının farkında olabileceği gibi çok fazla farkında olmayabilir de. Kaçınmalar kişiyi rahatlattığı için kısa vadede işlevsel görünmektedir. Ancak bu kaçınmalar neticesinde kişi günlük yaşam aktivitelerinden ve sosyal ilişkilerinden gittikçe uzaklaşmaya başlar. Bu kopukluklar ise uzun vadede kişinin hem travmasının daha derinleşmesine hem de daha başka uyum sorunları yaşamasına neden olmaktadır. Bu nedenle kaçınmalar, üstesinden gelinmesi gereken durumlardır.

Artmış uyarılmışlık düzeyi: Yaşanan travmatik olayın kendisi ve sonrasındaki istemsiz anılar ve kaçınma tepkileri bireyler için hep birer tehdit algısı oluştururlar.

Beynimiz ise bir tehdit algıladığında bizi sürekli tetikte tutar. Böylece karşılaşılacak ani durumlar için hızlı tepkiler verebilir. Zihnimizin ve bedenimizin fizyolojik olarak bu sürekli tetikte kalma durumu aşırı uyarılmışlık olarak adlandırılır.

Travma sonrasında ortaya çıkan anılar (görüntü, ses, koku, hareket gibi) tehlikenin devam ettiği, her an tekrarlayacakmış gibi bir his verdiği için kişi tetikte kalmaya devam eder ve sakinleşip gevşeyemez. Bu aşırı uyarılmışlık hâli hem zihinsel hem de bedensel bazı belirtiler ortaya çıkarır.

Dikkati belli noktalara odaklamada sorunlar, unutkanlık, hızlı kalp atışı, aşırı terleme (durduk yere ve özellikle avuçlarda), boyun ve sırt ağrıları, karın ağrıları, uyku sorunları (uyuyamama ya da sık sık uyanma) gibi belirtiler bireylerde artmış uyarılmışlık düzeyinin göstergesidir.

Depresif duygular: Yaşanan travma neticesinde kişiler yakınlarını kaybedebilir. Ya da en azından maddi veya manevi başka kayıpları olacaktır.

Travmatik olay sonrasında kişinin tüm hayalleri ve gelecek ümitleri yerle bir olabilir. Bu nedenle, kayıp yaşayan insanların derin bir üzüntü içine düşmeleri, geleceğe dair ümitsizliğe kapılmaları ve günlük yaşam aktivitelerine karşı ilgisiz kalmaları normaldir. Ancak bu duygular uzun süre atlatılamazsa kişinin sosyal ilişkilerinde, iş hayatında ve hataya uyumunda bozulmalar meydana gelir. Bu nedenle travma yaşayan bireylerin en kısa sürede bu duyguların üstesinden gelmeleri ruh sağlıkları açısından önemlidir.

Kaygı tepkileri: Travma yaşantıları bireylerde kaygı durumunu tetikler. Bu nedenle travma sonrasında bireylerde gözlenen tepkilerin hemen hemen tamamı kaygı tepkileridir.

İstenmeyen anılar ve artmış uyarılmışlık kaygının bir sonucu olduğu gibi kaygı durumunu da sürekli canlı tutar. Kişiler, kaygı yaşantılarıyla baş edemedikleri zaman, gittikçe yoğunlaşan ve artan bir kaygı durumu gözlenir.

Kişi yersiz ve nedeni belirsiz daha başka kaygılar da geliştirmeye başlar ve sürekli artan bu kaygı durumu kişinin uyumunu bozar. Tıpkı depresif duygular gibi, kaygı tepkilerinin de en kısa zamanda üstesinden gelinmesi önemlidir.

Kategoriler
Psikoloji

Travma Sonrası Gözlenen Stres Tepkileri

Travma sonrasında insanlarda gözlenen tepkiler çok çeşitlidir. Bunları dar bir kalıba sığdırmak mümkün değildir. Ancak tepkiler çeşitli özellikleri yönüyle sınıflandırılabilir. Yine insanların gösterdikleri tepkilerin yoğunluğu ve süresi de kişiden kişiye oldukça farklılık göstermektedir. Bazı insanlar birkaç gün böyle tepkiler sergileyip sonrasında alışıldık durumuna geri dönerken, bazı insanlarda bu etkileri aylar hatta yıllar sonrasında bile gözlemlemek mümkündür. Buna örnek olacak bazı tepkiler şunlardır:

Travma Sonrası Sık Gözlenen Tepkiler
Travma Sonrası Sık Gözlenen Tepkiler

Bu tepkilerin hepsi elbette bir mağdurda (kurbanda) görülmeyebilir. Ancak bunların pek çoğu, farklı kombinasyonlarla farklı mağdurlarda gözlenebilmektedir. Yine yaşanan olayın türü ve niteliği (doğal ya da insan ürünü olması, bir kaza ya da saldırı vb. tarzında olması, gibi) de bu tepkilerin yoğunluğu ve niteliği üzerinde etkilidir.

Bireylerde travmatik yaşantılardan sonra gözlenen tepkilerin niteliği olayın ardından geçen süreye göre de değişmektedir. Buna göre, gözlenen bu farklılaşmalar dört ayrı dönem olarak ele alınmaktadır [5]: Birinci dönem afetin hemen ardından ortaya konan tepkilerdir. Bu tepkiler genel bir şok hâlini yansıtır. Kişide bir tür ne olduğunu anlayamama, olayların gerçek dışı, bir rüya/kabus gibi hissedilmesi, duygusal tepki verememe vb. gibi tepkiler yoğundur. İkinci dönem bireyin şok etkisinden sıyrılıp, bir anlamda, yaşanan travmayla yüz yüze geldiği evredir. Bu dönemde tepkiler daha nettir. Kişi neler yaşandığının, yaşanan olayın anlamının ve kendi duygularının farkına varmaya başlar. Bu evrede sergilenen tepkiler kişi için rahatsız edici, korkutucu olabilir. Bu evrede, travma yaşayan bireylere bu tepkilerin normal olmayan bir olaya karşı gösterilen normal tepkiler olduğu ifade edilmelidir. Üçüncü dönem travma yaşayan bireylerin yaşanan olayları işlemesi, yaşanan duygusal, davranışsal ve düşünsel tepkilerin gözden geçirilerek anlamlandırılması sürecidir. Bu evre kişinin normal yaşamına geri dönebilmesi için önemli ve gerekli bir süreçtir. Dördüncü dönemde ise bireylerin travmaya dönük tepkilerinde azalmalar olur ve kişi artık kendi geleceğine dönük planlar yapmaya başlar. Elbette bu süreç travma yaşayan bireyler için hiçte kolay değildir ve süreci tamamlamaları uzunca bir zamana ihtiyaçları vardır. Süreç içerisinde kişiler gerilemeler ya da direnmeler gösterebilir.

Psikolojik Şok Dönemi (İlk 24 Saat ya da daha fazla)

Fizyolojik uyarılma, algıda hassasiyet, mantıklı düşünememe ve karar verememe, hafıza ve dikkati yoğunlaştırma güçlükleri, her şeyin gerçek dışı görünmesi (dissosiyasyon), duyguların küntleşmesi / taşlaşmak, acı hissetmeme, şok ender olarak panik ya da donma kalma reaksiyonları.

Tepki Dönemi (Yaklaşık 2-6 gün sonra)

Duygusal karmaşa: Kaygı, korku, öfke, sinirlilik, umutsuzluk, çaresizlik, üzgünlük, suçluluk, utanç, suçlama, güvensizlik, kendini yalnız ve gerçek hayattan kopuk hissetme. Bedensel/Fizyolojik tepkiler: Titreme, bulantı, kardiyak sorunlar (çarpıntı gibi), adale ağrıları, baş dönmesi, yorgunluk, yerinde duramama. Uyku sorunları, iştah değişimleri, afet durumunu hatırlatan uyaranlardan kaçınma, afet ile ilgili tekrar eden düşünceler ve hayaller (flashback), korkutucu, dehşet verici rüyalar ve kâbuslar.

İşleme ve Olanları Düşünme (Üzerinden Geçme) Dönemi

Afetzede artık afet ile ilgili konuşmak istemez. Kaybettikleri için yas tutar. İşlemleme içsel olarak devam eder. Üzüntü, özlem gibi güçlü duygular yaşayabilir. Hafıza ve dikkat sorunları ortaya çıkabilir. Kişilerarası ilişkilerde sorunlar, sinirlilik ve çatışmalar, dış kaynaklara/kişilere öfke patlamaları yaşayabilir. Yanız bırakılmak ister, psikolojik olarak ortamda değildir.

İyileşme / Yeniden Oryantasyon Dönemi

Afetzede olanları kabul etmeye başlar. Tepkilerin şiddeti azalır. Afetzede günlük hayata ilgi göstermeye başlar. Gelecekle ilgili planlar yapar. Duygusal olarak kendini daha iyi hisseder. Afet/travma olayı yaşamının, anılarının bir parçası hâline gelir, ancak zihnini tamamen meşgul etmez.

Bireylerin travma yaşantılarını ve ortaya koyacakları tepkilerin niteliğini etkileyen etmenler üç grupta ele alınabilir. Bunlar [3]:

Travmatik Olayla İlgili Faktörler

  • Travmatik olayı doğrudan yaşamak
  • Travmatik olayın şiddeti, yaşamı tehdit etmesi, kayıpların yoğunluğu
  • Travmatik olayın süreğen olması
  • Travmatik olayın nedeni: İnsan kaynaklı olaylar daha olumsuz etki bırakmakta
  • Travmatize olmuş bir toplum içinde yaşamak
  • Akut ya da süreğen ikincil streslere maruz kalmak
  • Basın yayın aracılığıyla travmatik görüntülere maruz kalmak

Kişisel Özellikler ile İlgili Faktörler

  • Kadın-erkek
  • Bekâr, dul, boşanmış olmak
  • Çocukluk veya yaşlılık
  • Yoksulluk, düşük eğitim ve sosyoekonomik düzey
  • Genetik yatkınlık ve kuşaklararası aktarım
  • Kişilerin kendisinde veya ailesinde, geçmişte ya da hâlen var olan psikolojik ve psikiyatrik sorunlar

Çevresel Faktörler

  • Tıbbi, psikolojik ve sosyal yardım kuruluşlarından yeterince yararlanamama
  • Sosyal kaynakların ve desteğin yetersizliği
  • Ülkenin ekonomik durumu
  • Ülke içinde göç edilen bir bölgede ya da başka bir ülkede göçmen olarak yaşamak

Travmadan etkilenmeyi ve travma sonrası tepkileri belirleyen pek çok değişken tespit edilmiştir. Örneğin, kadınlarla erkekler travmadan benzer şekilde etkilenseler de ortaya koydukları tepkiler nispeten farklılaşmaktadır. Kadınlar depresyon ve anksiyete (kaygı) belirtileri daha fazla gösterirken, erkeklerde sinirlilik, öfke patlamaları, sigara, alkol ve madde kullanımında artışlar vb. kendini daha fazla göstermektedir.

Bir diğer örnek olarak, daha tecrübeli oldukları ve baş etme becerilerine daha fazla sahip olduklarını vurgulayarak yaşlıların normal yetişkinlere göre travmalardan daha az etkileneceğini savunanlar olduğu gibi, daha fazla desteğe ve bakıma ihtiyaçları olduğu için yaşlıların daha olumsuz etkileneceğini savunanların bulunmasıdır.

Tüm bunların içerisinde tartışmasız olarak çocukların ve ergenlerin en önemli risk grubunu oluşturduğu bir gerçektir. Bu nedenle bu yaş gruplarının travma sonrası strese karşı gösterdikleri tepkilerini ayrıca incelemek daha doğru olacaktır.

Kategoriler
Psikoloji

Afetler ve Travmatik Olayların İnsan Psikolojisine Etkileri

Travmatik olayların etkileri bireysel düzeyde gözlenebileceği gibi belli bir grup açısından ya da toplumsal açıdan da gözlenebilir.

Travmatik olayların türü, büyüklüğü, neden olduğu kaybın miktarı ve kişi için anlamı vb. gibi durumlar insan psikolojisi üzerinde doğrudan etki etmektedir. Örneğin; yaşanan bir depremdeki yıkımın büyüklüğüne ve buradaki can kayıplarına şahit olan bireyler bu olaydan ayrı ayrı etkileneceklerdir.

Depremde hiçbir can kaybı yaşanmamış olsa bile örneğin, evini kaybetmiş bir aile yaşanan bu maddi kayıptan ailece etkileneceklerdir. Yine deprem gibi geniş kitleleri etkileyen bir afet tüm bir toplum üzerinde travmatik etki bırakabilir. 1999 yılında yaşanan Kocaeli Depremi ve 2011 yılında yaşanan Van Depremi buna verilebilecek en iyi örneklerdendir.

Özellikle Kocaeli depreminden sonra yaşanan geniş yıkımın, yüksek orandaki can kayıplarının ve oradaki insanların acı dramlarının televizyon kanalları tarafından yoğun olarak yayınlanması Türkiye çapında bir “toplumsal travma” yaşanmasına neden olmuştur.

İnsanların travmatik olaylardan etkilenmeleri, olayı doğrudan yaşayarak ya da dolaylı olarak olaya tanık olmak şeklinde olabilir. Her durumda da kişi olaydan olumsuz etkilenecektir. Ancak travmatik olayın doğrudan içinde bulunmak ile dolaylı olarak tanık olmak, travmadan etkilenme düzeyini de belirleyecektir.

Bazı uzmanlar, afetzedeleri etkilenme düzeylerine göre gruplara ayırmayı önermişledir:

  1. Birincil afetzedeler; bunlar travmatik olayı doğrudan yaşayan bireyledir.
  2. İkincil afetzedeler; bu grupta yer alan bireyler travmatik olayı doğrudan kendileri yaşamamışlardır fakat aileden birileri ya da yakın ilişki içinde bulundukları kişiler olaydan birebir etkilenmişlerdir.
  3. Üçüncül afetzedeler; bu gruptakiler, travmatik olaydan etkilenmiş olan insanlara yardım etmek için olay yerinde bulunan bireylerdir. Bu kişilerin kendileri de aynı zamanda birincil ya da ikincil afetzede olabilirler. Arama-kurtarma ekipleri, acil müdahale sağlık çalışanları vb. bu grupta yer alır.
  4. Dördüncül afetzedeler; yukarıda bahsedilen her üç gruptan da olmayıp, olayı örneğin medyadan takip eden veya benzer bir şekilde olaya tanık olan kişilerdir.

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere yaşanan travmatik olayın büyüklüğü ve birey üzerinde bıraktığı etkinin yoğunluğu insanların travmaya karşı gösterecekleri tepkiler üzerinde etkili olmaktadır. Bununla birlikte kişilerin yaşanan olayı anlamlandırma biçimleri ve kişilik özellikleri de (geçmiş deneyimler ve baş etme becerileri gibi) bu konuda etkili olan diğer unsurlardır.

Travma yaşamış bireyleri anlamak ve olası risk durumlarını ortaya çıkarıp tedbir alabilmek için, travma sonrasında yaşanacak olası psikolojik durumların bilinmesinde yarar vardır.

Konuya ilişkin kaynaklar incelendiğinde, insanların travmatik olaylara karşı gösterdikleri tepkilerin “normal olmayan durumlara karşı gösterilen normal tepkiler” olduğu yönünde açıklamaların genel anlamda kabul gördüğü görülmektedir. Bunu açmak gerekirse; burada anormal olanın kişinin alışılagelmiş sıradan yaşamının dışında ciddi ve önemli bir örseleyici olayın bulunmasıdır. Bu örseleyici olayın ortaya çıkışıyla birlikte sarsılan bireyin sergilediği tepkilerin ise normal, böyle bir olay karşısında olağan tepkiler olduğu ifade edilmektedir. Bu tepkiler normal kabul edilmekle birlikte, uzun süre bireyin bu durumda kalması onun hem ruhsal dengesini hem de sosyal uyumunu bozacağı için olası en kısa sürede kişinin bununla baş edebilmesi ve normal yaşamına geri dönmesi gerektiği ifade edilmektedir.