Kategoriler
Edebiyat

Edebiyat ile Felsefe Arasındaki İlişki

Güzel sanatların kollarından biri olan edebiyat, istiklâlini yüzyıllar önce ilân etmiş olmasına rağmen, diğer insan faaliyetleriyle olan ilişkilerini sürdürmüş ve hâlâ da sürdürmektedir. Daha açık bir ifadeyle, “yaratma”ya dayalı estetik bir insan faaliyeti olan edebiyat ile ondan bağımsız ve farklı birer disiplin veya bugün birer sosyal bilim dalı olarak kabul edilen tarih, sosyoloji, psikoloji, teoloji, antropoloji, etnografya, folklor, dilbilim, estetik arasında pek çok ilişkiler vardır.

Sistematik ve soyut bir düşünce disiplini olan felsefe de bunlardan birisidir. Söz konusu ilişki, elbette tersinden de (tarih-edebiyat, sosyoloji-edebiyat, estetik-edebiyat vb.) söz konusudur.

Edebiyat – Felsefe İlişkisinin Temeli

Edebiyat-felsefe ilişkisinin temeli, öncelikle her ikisinin de bir tür insan faaliyeti olmasına dayanır. Zira bu iki disiplinden biri insanın “düşünme” melekesi, diğeri ise “yaratma” melekesiyle alâkalıdır. Bu arada insanın düşünce ve yapıp etmelerinin felsefe, sanat ve bilim olmak üzere üç ana grupta toplanıp tasnif edildiğini de belirtelim.

Edebiyat-felsefe ilişkisinin bir başka kaçınılmaz zorunluluğu da, her ikisinin de dil üzerine inşa edilmiş olmalarıdır. Gerek yazar ve şairin duygu, hayal, intiba, gözlem ve düşüncelerini; gerekse filozofun düşüncelerini diğer insanlara aktarabilecekleri tek iletişim vasıtası dildir. Elbette edebiyatın diliyle felsefenin dili birbirinden çok farklı ve başkadır.

(…)

Edebî eserler felsefeden yararlandığı gibi felsefe de edebiyattan yararlanır.

Edebiyat sanatının sanatkârın elinden çıkmış somut sonucu durumundaki edebî eseri var eden ana unsurların başında muhteva/içerik/mana gelir. Yani şair veya yazar eserinde, türü ne olursa olsun (şiir, hikâye, roman, tiyatro), doğrudan doğruya kendini, yakın çevresini, mensubu bulunduğu toplumu veya bütün insanlığı ilgilendiren günlük veya genel-geçer bir konuyu, problemi; insanı, nesneyi, varlığı, tabiatı; olayı, gelişmeyi, durumu ele alıp işler. Burada sözü uzatmadan ve herhangi bir tartışmaya girmeden belirtmeliyiz ki, edebiyatın muhteva/mana dünyasının sınırlarını, en geniş çerçevede “insan” belirler. Yani edebiyatın muhteva/manasının başlangıç noktası kadar bitiş noktası da insandır. Dolayısıyla hiçbir insanî mesele yoktur ki, edebî eserlerde ele alınmamış olsun veya hiçbir edebî eser yoktur ki şu veya bu insanî meseleden bahsetmemiş olsun.

İşte bu gerçek; yani edebiyat sanatının insan merkezli muhteva alanının genişliği; hatta bir anlamda sınırsızlığı, edebiyat-felsefe ilişkisini kaçınılmaz ve zarurî kılar. Çünkü insan, insanı kuşatan evren (metafizik evren de dahil olmak üzere) ve insan-insan, insan-evren ilişkisi, doğrudan doğruya felsefenin de konusudur.

(…)

Söz konusu karşılıklı ilişkiye rağmen ne edebiyat felsefe ne de felsefe edebiyattır.

(…)

Metin yazarı: İsmail ÇETİŞLİ, Edebiyat Sanatı ve Bilimi

Metin ve Türle İlgili Açıklamalar

Okuduğunuz metin bilgi vermek amacıyla yazılmış öğretici bir metindir. Bu metinde edebiyat ve felsefenin tanımı yapılıp iki alan arasındaki ilişki anlatılmıştır. Edebiyat ve felsefe ilişkisinin kaçınılmazlığına rağmen bunların, sınırları belli iki ayrı bilim olduklarından da kısaca söz edilmiştir. Metinde edebiyat ve felsefenin iletişim aracının dil olmasına karşın konularına ve amaçlarına bağlı olarak dile yükledikleri anlamların farklı olduğundan da bahsedilmiştir.

Öğretici bir nitelik taşıyan okuduğunuz metinde nesnel bir anlatım tercih edilmiş, verilmek istenen bilgiler doğrudan aktarılmıştır.

Konusu insan olan ve dili araç olarak kullanan edebiyatın felsefe, psikoloji, coğrafya gibi pek çok bilimle ilişkisi vardır. Bir şair ya da yazarın görüş ve düşüncelerinin felsefi bir görüşle uzaktan veya yakından bir ilişkisinin olması kaçınılmazdır. Edebî bir eser ortaya koyan sanatçı da eserlerine bu görüş ve düşüncelerini yansıtacaktır. O yüzden edebiyatla felsefe birbiriyle sıkı bir ilişki içindedir.

Metinde geçen bazı kelimeler:

etnografya : Kavimleri karşılaştırarak inceleyen, kültür oluşumlarını araştıran bilim.

genelgeçer : Toplum tarafından kabul edilen, hemen herkesçe benimsenen.

meleke : Tekrarlama sonucu kazanılan yatkınlık, alışkanlık.

metafizik : Doğaüstü.

tasnif etmek : Bölümlemek, sınıflamak.

teoloji : İlahiyat.

yaratma : (Metinde) Zekâ, düşünce ve hayal gücünden yararlanarak o zamana kadar görülmeyen yeni bir şey ortaya koymak, yapmak.

zaruri : Zorunlu, gerekli.

Kaynak: Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı – Yazarlar: Dr. Döndü KARACA / Gurbet FİLAZİ / Murat BAYCANLAR / Nurcan BOZBIYIK / Sabiha ÇUHADAR