Kategoriler
Edebiyat

Dil ve Dildeki Değişim

Dil, iletişim vasıtaları arasında etkin bir taşıyıcıdır. Dili kalıcı kılan ise yazılı anlatımdır. İyi bir yazılı anlatım da ancak dilin doğru kullanılmasıyla mümkündür. Bu, inşaat malzemesi yığınından bir bina yapmaya benzer.

Edebiyatın temel malzemesi dildir. Bu malzeme belli bir plan doğrultusunda ve bir hesaba dayalı olarak gerektiği yerlerde kullanılırsa ortaya bir sanat eseri çıkabilir.

İnsan ve toplumdan ayrı düşünülemeyen bilim, sanat, teknik gibi bütün alanlarla ilgili olan dil; aynı zamanda bunları oluşturan bir kurumdur. Dil, toplumun her alanıyla ilgili olduğu için teknoloji ve sosyal medyayı hem etkileyecek hem de onlardan etkilenecektir.

Toplumsal değişim, teknoloji ve sosyal medyanın dili nasıl etkilediği hakkında bir yazı:

Doğan Cüceloğlu insanı; düşünen, düşündükleriyle yeni şeyler üreten, sonra da ürettiklerini başkalarıyla paylaşma gereği duyan sosyal bir varlık olarak tanımlar. Bu çağın insanı, bu paylaşımın yoğun bir biçimde yaşandığının tanığıdır.

İlk çağlarda sözlü olarak destan ve masallarla ulaşılan insana, sanayi toplumuna geçişte kitaplarla, bugün ise bilgisayarlarla ve Genel Ağ’la cevap verilmektedir. Demek ki kitle iletişimi artık sınırları ortadan kaldırmış, dünyayı küçük bir köy hâline getirmiştir. Dolayısıyla toplumsal değişim, teknoloji ve sosyal medya günlük hayatın pek çok alanını olduğu gibi dili de etkilemiştir.

Dilin Sözlü İletişimdeki Önemi

İnsan hayatındaki değişiklikler, dillerin de yeni durumları ve kavramları göstermek için yeni kelimelere ihtiyaç duymasına neden olmaktadır. Dilin en fazla yenilenen alanı söz varlığıdır. Yeni kavramlar için her dilin kendine has kelime türetme yöntemleri vardır.

Dil, gelişen teknolojiyle birlikte günlük hayata giren terimlere karşılık bulmakta, bazı terimler de orijinal hâliyle dile yerleşmektedir. Örneğin son yıllarda bilgisayar kullanımının yaygınlaşmasıyla ortaya çıkan yığınla kavramı göstermek için yeni kelimelere ihtiyaç duyulmuştur.

Bilgisayar, yazılım, donanım, Genel Ağ, web (veb), selfie (öz çekim), bilgisayarcı, donanımcı, ağ, e-posta, e-devlet gibi bilgisayar teknolojisindeki gelişmelere bağlı olarak türetilen veya başka dillerden alınan pek çok kelime vardır.

Kaynak: Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı – Yazarlar: Dr. Döndü KARACA / Gurbet FİLAZİ / Murat BAYCANLAR / Nurcan BOZBIYIK / Sabiha ÇUHADAR

Kategoriler
Edebiyat

Türklerde Sözlükçülük

Türk dilinin ilk sözlüğü, Kâşgarlı Mahmud’un yazdığı Divanü Lügâti’t-Türk’tür. Türk topluluklarının dili, edebiyatı, yaşayışı ve âdetleri üzerine yirmi yıla yakın malzeme topladıktan sonra Bağdat’a gelen Kâşgarlı, 1072 yılında yazmaya başladığı eserini 1074 yılında tamamlayarak Halife Muktedî Biemrillah’a sunmuştur.

Divanü Lügâti’t-Türk, bütün Türk illerini ve dillerini kapsayan, bin yıl öncesinin Türk toplulukları hakkında önemli bilgiler içeren kaynak eserdir.

Türk yazı dillerinin, lehçelerinin ve ağızlarının dil özelliklerini belirleyen, dokuz bin civarındaki söz varlığını derleyerek bir araya getiren Kâşgarlı Mahmud Arapça kökenli divan sözünü “sözlük” anlamında kullanmıştır. Arapça kökenli luġāt ise “sözcük, kelime, söz; sözlük” anlamlarının yanı sıra “dil, her kavmin konuştuğu dil” anlamını taşımaktadır. Kaşgarlı Mahmud bu sözün teklik biçimini değil de çokluk biçimi olan luġāt sözünü ‘her Türk topluluğunun konuştuğu dil’ anlamında olmak üzere eserine ad yapmıştır.

Divanü Lügâti’t-Türk’ten yaklaşık altmış yıl sonra ise Harezm sahasında hazırlanmış olan Mukaddimetü’l- Edeb, Arapça öğrenmek isteyenlere yararlı olabilecek bir eserdir. Türk asıllı olmakla birlikte Arap sözlükçülük geleneğinde önemli bir yere sahip olan Zemahşeri’nin yazdığı bu eser, Harezm Türkçesi için dil malzemesi içermektedir.

Karadeniz’in kuzeyinde yaşamış olan Kuman (Kıpçak) Türklerininin söz varlığı ve sözlü edebiyat ürünleri ile ilgili derlemelerden oluşan Codex Cumanicus’un XIII. yüzyıl sonlarında hazırlandığı sanılmaktadır. Kumanların dil malzemesinin Latin harfleriyle ortaya konulduğu eserin ilk bölümü Kuman Türkçesinin söz varlığı ile birlikte dil bilgisi kurallarından oluşmaktadır. İtalyanlar tarafından hazırlanmış olabileceğinden ‘İtalyan bölümü’ diye adlandırılan eserin bu bölümünde Latince sözcüklerin Farsça ve Kıpçakça karşılıkları verilmiştir.

(…)

Türkçeden Türkçeye sözlükler ise XVIII. yüzyıldan itibaren hazırlanmaya başlanacaktır. Mehmed Esad Efendi’nin Lehcetü’l-lügat (XVIII. yüzyıl), James W. Redhouse’un Müntahabat-ı Türkiyye (1842) ve Müntahabat-ı lügat-ı Osmaniyye (1852), Ahmed Vefik Paşa’nın Lehce-i Osmani (1876) ve nihayet Şemseddin Sami’nin Kamus-ı Türki (1900) adlı sözlükleri Türk sözlükçülüğünün en önemli ürünlerinden yalnızca birkaçıdır. Bunlar içerisinde Kamus-ı Türki kendisinden sonra hazırlanan pek çok sözlüğe kaynaklık etmiş, sözlükçülüğümüzün dönüm noktalarından olmuştur.

Türkçe Sözlük: Türk Dil Kurumunun ilk baskısını 1945’te yayımladığı ve bugüne kadar on bir baskısı yapılan Türkçe Sözlük günümüz Türk sözlükçülüğünün temel eserlerinin başında gelmektedir. Türkçenin söz varlığını ortaya koyacak bir sözlük hazırlanması düşüncesi, Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin 12 Temmuz 1932 günü kuruluşuyla birlikte gündemde yer almaya başlamıştır.

(…)

Türklerde Sözlükçülük
Türklerde Sözlükçülük

Türk Dil Kurumunun son yıllarda çalışmalarını bilim uygulamalarıyla yürütmesi ve yine bilişim uygulamalarıyla kullanıma sunması, sanal ortamda Türkçenin başvuru kaynaklarının artmasını sağlamıştır. Sanal Ortamdaki Sözlükler: Türk Dil Kurumunun 2002 yılında kullanıma sunduğu Güncel Türkçe Sözlük ’ten sonra geçen zaman içerisinde Kişi Adları Sözlüğü, Bilim ve Sanat Terimleri Ana Sözlüğü, Türkçede Eş ve Yakın Anlamlı Kelimeler Sözlüğü, Türk Lehçeleri Sözlüğü, Türkçede Batı Kökenli Kelimeler Sözlüğü, Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü, Tarama Sözlüğü, Sesli Türkçe Sözlük, Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü de erişime açılmıştır. Türkçedeki her sözün doğru ve örnek söylenişini sunan Sesli Türkçe Sözlük söyleyiş birliği sağlanmasında önemli bir başvuru kaynağı hâline gelmiştir. Ayrıca sözlükteki bütün sözcüklerin parmak alfabesi ile gösterilmesini sağlayan uygulama Güncel Türkçe Sözlük yazılımına eklenmiştir. Nihayet, bütün bu söz varlığını tek bir veri tabanında toplayan, bu veri tabanında sorgulama olanağı sağlayan Büyük Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Elektronik Dil Yayımcılığı Çalışma Grubunun katkılarıyla 20 Ekim 2008 günü kullanıma açılmıştır. (…)

On Birinci Baskı Türkçe Sözlük:

(…)

Geçmişte olduğu gibi elbette günümüzde de Türk Dil Kurumu dışında sözlük hazırlayanlar, sözlük yayımlayanlar vardır. Bunların çoğu, kişilerin tek başına hazırladığı sözlüklerdir. Ancak günümüzün gelişmiş sözlükleri bir kişinin hazırlayamayacağı nitelikte, çeşitli bilim dallarında sözcüklerin ve terimlerin yer aldığı geniş kapsamlı eserlerdir. Anlamların belirlenmesi, tanımların yazılması ise başlı başına uzmanlık isteyen, sanatçılığı gerektiren bir iştir. Çağdaş sözlükler artık dillerin derlemine dayalı olarak hazırlanmaktadır.

(…)

Türkçe Sözlük ’ün on birinci baskısı, Türkçenin söz varlığını geleceğe taşıyan önemli bir kaynak…

Türkçe Sözlük, TDK (Sunuş bölümünden)

Okuduğunuz metin, ilk örneklerden başlayarak günümüze kadar gelen belli başlı Türkçe sözlüklerle ilgili bilgi veren öğretici bir metindir. Bu metinde Türkçe sözlüklerin nasıl oluşturulduğuna, Türk Dil Kurumunun sözlük çalışmalarına ne zaman başladığına ve sözlüklerle ilgili yaptığı çalışmalara değinilmiştir. Ayrıca son dönemde Türkçe sözlüklerle ilgili yapılan çalışmalar üzerinde kısaca durulmuştur.

Okuduğunuz metin, öğretici bir nitelik taşıdığı için metinde nesnel ve doğrudan bir anlatım tercih edilmiştir. Bu nedenle metinde yer alan kelimeler genellikle gerçek anlamlarıyla kullanılmıştır. Sözlük bir dilin ya da birden çok dilin söz varlığını, söyleyiş biçimleriyle ve yazımlarıyla veren; kelimenin başka kelimelerle oluşturduğu söz öbeklerindeki anlamlarını ve değişik kullanımlarını gösteren bir söz varlığı kitabıdır. Sözlükler bir toplumun kültürel, sosyal, siyasi yaşamından izler de taşır. Bir toplumun diline, dolayısıyla genel sözlüğüne bakarak o toplumdaki değişimleri, gelişmeleri takip edebilmek mümkündür.

Kaynak: Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı – Yazarlar: Dr. Döndü KARACA / Gurbet FİLAZİ / Murat BAYCANLAR / Nurcan BOZBIYIK / Sabiha ÇUHADAR

Kategoriler
Edebiyat

Dil ve Zaman

(…)

Dil, olmuş bitmiş, sona ermiş, son şeklini almış, belli bir kalıba dökülmüş ve donmuş bir varlık değildir. O, kuralları içinde, başlangıçtan beri, kesintisiz bir şekilde devam etmiş, bu devamlılık içinde, kendini yenileyerek bazı değişikliklere uğramıştır.

Dilde durmak bilmeyen bir hareketlilik vardır. Bu hareketlilik sayesinde dil, toplum ihtiyaçlarına göre kendini daima yenilemiş ve değiştirmiştir. Bunu da kendi kurallarına uygun yapmıştır. Dışardan gelen zorlamaları hiç kabul etmemiş, bünyesine zorla sokulan unsurları da bu hareketlilik sayesinde kolaylıkla atabilme, değiştirme kabiliyetini her zaman göstermiş veya onları yapısına uydurmuştur. Dil, toplum hayatı ile birlikte yürür. Toplumdaki değişmeler dile de yansır. Bunun için dilin kelime varlığı son şeklini almış, tamamlanmış, altına çizgi çekilmiş bir sayı değildir. Dil, yeni nesne ve kavramlara kendi imkânları ile yeni karşılıklar bulur. Dil, durmadan yeni kelimeler üretir. Ancak Sümerce, Hititçe, Toharca gibi ölü dillerin söz varlığı değişmez, yazılı metinlerde ne varsa hepsi o kadardır.

Dil, anlatıma alacağı varlık, duygu ve düşünceleri ifade edecek kelimeleri kendi imkânları ile bulamayınca başka dillerden kelime alır. Ancak bunları kendi mantık ve ses yapısına göre değiştirir, millîleştirir.

Dil, bizim onu öğrenebilme hızımızdan daha hızlı değişmez. Değişecek olsa ne konuşabilir, ne yazabilir ne de toplumla geniş ölçüde rahatlıkla anlaşabiliriz. Dilin hızlı ve zorla değiştirilmesi toplumda sarsıntılar, kopukluklar meydana getirir.

(…)

Siyasi ve toplumsal değişim, teknoloji, çeviri, yazarların dil tercihleri gibi hususlar yazı ve konuşma dilini etkiler.

Kemal YAVUZ, Türk Dili ve Kompozisyon Dersleri

Metin ve Türle İlgili Açıklamalar:

Okuduğunuz metin, dilin tarihî süreç içerisindeki değişimini etkileyen sebepler konusunda bilgi veren öğretici bir metindir. Bu metinde dilin özellikleri ve dilin toplumsal değişimlerle beraber değişip gelişebileceği anlatılmıştır. Ayrıca toplumu ve dili değiştirip geliştiren etkenlerin neler olduğu üzerinde kısaca durulmuştur.

Okuduğunuz metin, öğretici bir nitelik taşıdığı için metinde söz oyunlarına, mecazlı anlatımlara, imgelere çok yer verilmemiş; kelimeler gerçek anlamlarıyla kullanılmıştır.

Bir toplumu millet yapan bağların en güçlüsü dildir. Dil; bireyleri milletine, yurduna, geçmişine sıkı sıkıya bağlar. Kuşaktan kuşağa aktarılarak gelen dil, bireyi geçmişle gelecek arasındaki zincirin halkası durumuna getirir. Toplumdaki siyasi, sosyal, kültürel değişimler ve teknolojinin getirdiği yenilikler de toplumla sıkı bir ilişki içinde olan konuşma ve yazı diline yansır.

Kaynak: Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı – Yazarlar: Dr. Döndü KARACA / Gurbet FİLAZİ / Murat BAYCANLAR / Nurcan BOZBIYIK / Sabiha ÇUHADAR

Kategoriler
Edebiyat

Edebiyat ile Psikoloji Arasındaki İlişki

Edebiyat ve psikolojinin bir bilim dalı olarak birbirine yakınlık ve uzaklığıyla ilişkilerinin ele alınması tarihi çok uzaklara dayanmaz. Edebi eserde yer alan insan psikolojisinin tarihini belirleme imkanı zaten yoktur.

Bir bilim olarak psikoloji ortaya çıkmadan önce de sanatçı duyarlılığı ve sezgisi edebi eser öznesi olarak psikolojiyi üstü örtük yahut büsbütün belirgin olarak kullanıyordu. Ancak bunun bir bilim olarak ortaya çıkıp ele alınması ve edebi eserdeki psikolojik unsurların saptanması Freud’la başlar.

(…)

Edebiyat ile Psikoloji Arasındaki İlişki

Edebiyat ve psikolojinin en belirgin ve genelleştirilebilir ortak özelliği kendilerine insanın bütününü hedef ve malzeme olarak seçmiş olmalarıdır. Gerçekten de beşeri ve sosyal bilimler içinde edebiyat ve psikoloji dışında insanı bütünüyle kavramaya ve onun doğasını tanımaya çalışarak yakinen bilmeye dönük bir çabaları yoktur. Her biri insanın bir başka yönünü ele alma uğraşındadır. Oysa edebiyat ve psikoloji insanı bir bütünlük içinde kavrayarak onun doğasına yaklaşma gayretindedirler.

Teknik unsurlardan yalıtıldığında ve genel olarak bakıldığında her ikisinin de insan ruhunu kavramaya, onun düşünce, davranış ve duygularına yön veren bilinçaltı süreçlerine daha yakından bakmaya ve onu çevresinden koparmadan bir “bütün” olarak görmeye çabalayan çalışma sahaları olduğu görülür. Bu duruş ve bakış yakınlığı her iki çalışma disiplinini çoğu bakımdan ortak davranmaya ve birbirinden yararlanmaya götürmektedir.

Edebiyat ve psikoloji biliminin asıl malzemesi insanın bütünüdür. Dolayısıyla hem edebiyat hem de psikoloji; insanı iç ve dış hatları, fiziksel ve ruhsal tarafıyla tanımaya çalışır.

Psikolojinin edebiyata vereceği en büyük desteklerden biri, yine onun ruhuna uygun olan insanın iç evreniyle ilgili tespitleri olacaktır. Özellikle roman ve hikâye tahlillerinde başvurulan şahıs kadrosu tasniflerinde psikolojiden oldukça detaylı bilgiler alınabilir. Günümüzde, insan ruhuyla bedeni arasındaki ilişkilerin tahlili geçmişe göre daha kolaydır.

Bedenin, içinde bulunduğu ruh durumuna göre biçimlendiği, kas sistemlerinin, kan basıncının ruh durumunu yansıttığı artık bilinmektedir. Ruhun, beden üzerindeki etkisine ilişkin pek çok şey zaten öteden beri bilinmekteydi. Ne var ki bu bilgiler ancak şimdi yerli yerine oturtulabilmiştir. Ruhun beden üzerindeki etkisini belli eden ve herkeste düzenli gözlemlenip günlük yaşamda en sık karşılaşılan bir örnek olarak içteki duygu ve heyecanların dışavurumunu gösterebiliriz. Bir insanın hemen bütün ruh durumları, yüz kaslarının gerilim ve gevşemelerinde, bakışlarında, cildinin kanlanmasında, sesinde, kol ve bacaklarının, en başta ellerinin duruşunda açığa vurur kendini.

Ruh durumlarına eşlik eden bu belirtiler, söz konusu kimselere çok vakit hiçbir yarar sağlamadığı gibi, içlerinden geçenleri başkalarından gizlemek istiyorlarsa, bu isteklerine aykırı düşer. Gelgelelim, başkaları için güvenilir ipuçlarıdır hepsi; ilgili ipuçlarına dayanarak bir kimsenin ruhunda neler olup bittiğini anlayabilir, o kimsenin ağzından çıkacak bilinçli sözlerden daha çok bu ipuçlarına bel bağlayabiliriz.

(…)

Kuşkusuz, edebiyat biliminin psikoloji biliminden alacakları edebiyat biliminin ufkunu daha da genişletip onun hareket kabiliyetini daha üst boyutlarına taşırken; psikolojinin de kendi alanını genişletmek ve hareket kabiliyetini artırmak için edebiyat biliminden alacağı pek çok unsur vardır.

Metin: İsmet EMRE, Edebiyat ve Psikoloji

Metin ve Türle İlgili Açıklamalar

Okuduğunuz metin, edebiyatın psikoloji ve psikiyatri ile ilişkisi hakkında bilgi vermeyi amaçlayan öğretici bir metindir. Bu metinde edebiyat ve psikolojinin birbirinden ne zaman yararlanmaya başladığından söz edilmiş, edebiyat ve psikolojinin özellikleri üzerinde durulmuştur. Ayrıca ruhsal çözümleme yapan edebî türlerde edebiyatın psikoloji ve psikiyatri biliminden yararlandığı, psikolojinin de doğal olarak edebiyattan etkilendiği kısaca anlatılmıştır.

Öğretici bir nitelik taşıdığı için okuduğunuz metinde nesnel bir anlatım tercih edilmiş, kelimeler çoğunlukla gerçek anlamlarıyla kullanılmıştır.

Edebiyat, insan yaşamını konu alır; bu nedenle edebiyatla psikoloji sıkı bir ilişki içindedir. Edebiyatın kimi türlerinde örneğin gerçekçi hikâyelerde, romanlarda, oyunlarda; psikolojik bir olayın içinde yaşayan insanın betimleme ya da ruhsal çözümlemesi yapılır. Böylelikle edebiyatın bilim, psikoloji ve psikiyatriyle ilişkisi ortaya çıkar.

Metinde geçen bazı kelimeler:

açığa vurmak : Belli etmek, ortaya çıkarmak.

bel bağlamak : Birisinin kendisine yardımcı olacağına inanmak, güvenmek.

disiplin : (Metinde) Öğretim konusu olan veya olabilecek bilgilerin bütünü; bilim dalı.

kabiliyet : Yetenek.

tahlil : Çözümleme, analiz.

yalıtmak : Herkesten veya her şeyden ayırmak, bir kenara koymak.

Kaynak: Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı – Yazarlar: Dr. Döndü KARACA / Gurbet FİLAZİ / Murat BAYCANLAR / Nurcan BOZBIYIK / Sabiha ÇUHADAR